Powered By Blogger

Sayfalar

24 Kasım 2010 Çarşamba

JOUR 481 Başka bir ulaşım mümkün!


Doğu Akdeniz Üniversitesi Teknik İşler Müdürlüğü kampus içi ulaşımın bisikletlerle sağlanması için başlattığı “herkese bisiklet” projesi ile öğrencileri bisiklet kullanmalarına teşvik ediyor. DAÜ, bu projeyi KKTC’de hayata geçiren ilk üniversite olma özelliğini taşıyor.

En sağlıklı ulaşım aracı olan bisikletin, DAÜ Kampusu’nde alternatif ulaşım aracı olması için başlatılan proje hayata geçti. Öğrencileri memnun eden proje hakkında bilgi veren DAÜ Teknik İşler Müdürü Pınar Dağlı, 20 yıldır üniversite bünyesinde görev yaptığını belirterek görev süresi içerisinde farklı birimlerde çalıştığını söyledi. Dağlı, kendi alanında tecrübe sahibi olmasına rağmen bu durumu kabul etmeyip alçakgönüllü bir tavır sergiledi. En son çalışmaları olan “herkese bisiklet” projesini anlatırken heyecanlı tavırlarıyla dikkat çeken Dağlı, bu projeden umutlu olduğunu ve kampus içinde bisikletin alternatif bir ulaşım aracı olacağına inandığını vurguladı.
DAÜ Rektörü Prof. Dr. Abdullah Öztoprak’ın talimatı üzerine proje hakkında çalışma başlattıklarının altını çizen Dağlı, bisikletleri üniversite yönetiminin satın aldığını söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Toplam altı işçi ve 15 gün gibi kısa bir sürede projenin hayata geçirilmesi için özverili bir çalışmada bulunduk. Kampus içine yedi bisiklet istasyonu yaptık. Kullanılan bisikletler bu istasyonlara bırakılacak ve gelen öğrenciler tekrar bu istasyonlardan bisikletleri temin edebilecek. Böylece bir döngü olacak.” Proje kapsamında üniversite yönetiminin ilk etapta 105 bisiklet aldığını belirten Dağlı, projenin yaygın olarak uygulanması durumunda bu sayının artacağını düşündüğünü söyledi. Dağlı, “Alınan bisikletlerin üzerine numaralandırma yapıyoruz. Her bisikletin üzerine soğuk damga vuruluyor ve böylelikle bu damgalar sayesinde bisikletlerin herhangi bir hırsızlık olayına karşı güvenliğini sağlamış oluyoruz. Zaten bu bisikletlerin kampus dışında kullanılmasına izin verilmeyecek” şeklinde konuştu.
Proje hakkında bilgi verirken sık sık bisiklet trafiğinin önemine vurgu yapan Dağlı, üniversite yönetiminin bisiklet trafiği hakkında el kitapçıkları hazırlattığını ve bu kitapçıklar sayesinde kampus içinde araç kullanan şoförlerin bilgilendirileceğini söyledi. Dağlı, “Bilgilendirme kitapçığı sayesinde araçların bisiklet trafiğine saygı göstermesini ve geçiş üstünlüğünün bisiklet kullanan kişide olduğunun bilinmesini sağlayacağız. Ülkemizde bu uygulamayı hayata geçiren ilk üniversite olacağız. Bu sebeple çalışmalarımızda itinalı davranmaya gayret ediyoruz ve umarım örnek teşkil ederiz” diyerek konuya açıklık getirdi.
Kampus içerisinde çok fazla araç olmasının rahatsız edici bir durum olduğunun altını çizen Dağlı, projenin faydalarından bahsederken eline kalemi aldı ve dayanamayıp projenin faydalarını madde madde yazmaya başladı. Projenin ilk olarak ekonomik anlamda üniversite yönetimine katkı sağlayacağını savunan Dağlı, servis araçlarının daha az kullanılacağını ve böylelikle çevreye verilen zararın da azaltılacağını belirtti. Dağlı, “Bu uygulamayı spor anlamında da düşünebiliriz çünkü üniversite kampusu bisiklet kullanımı için çok elverişli. Sonuçta bu bir eğitim süreci ve biz bu bilinci öğrencilerimize aşılamak istiyoruz. ” dedi. Bu projenin üniversitenin tanıtımına da katkı yapacağına inandığını belirten Dağlı, üniversitenin bu gibi az maliyetli ancak işlevi bakımından ilgi çekici projelere ihtiyaç duyduğunu söyleyerek, “Keşke daha önce böyle bir uygulamaya geçilseydi. Bundan sonra projeyi geliştirmek için çalışacağız” dedi.
Röportaj boyunca samimi tavırlar sergileyen Dağlı, günlük hayatta uygulanabilecek farklı fikirlere her zaman açık olduklarını belirterek projenin geliştirilmesi için öğrencilerden gelen fikirlere ihtiyaç duyduklarının altını çizdi. Bu gibi projelerin önemine dikkat çeken Dağlı, sözlerine şöyle devam etti: “Gelişmiş ülkelerde bunun gibi projeler uygulanıyor. Burada amaç bisikleti ortak ulaşım aracı haline getirmek. Sonuçta bisikletin de araç kadar trafikte hakkı hatta önceliğinin olduğu unutulmamalıdır.”
Mertcan TANAYDI

7 Kasım 2010 Pazar


Live from Baghdad
Live from Baghdad is a television movie produced in 2002 by HOBS Films. It was directed by Mick Jackson and written by Robert Wiener (based on the book of the same title by Wiener). The film begins on August 2, 1990 with Iraqi forces and tanks rolling into Kuwait City. In Atlanta CNN picks Robert Wiener and his crew go to Baghdad and cover the invasion.
First of all, the movie focuses on the news media’s (primarily CNN’s) coverage of the war. Fundamentally an action - drama, this movie is concerning with the ethics and implications of 24-hour journalism in the days of war. Basically, the movie shows us more than one news company such as ABC, CBS. If we evaluate that movie Wiener‘s crew and their rivals, we have to mention about relations between each other. Wiener’s crew must be brave and prudent because war situations can be dangerously. The important point is that, Wiener takes the chance of war situations and he is stable for coverage of the war. Actually, there is a competition between news channel and also their crew in the movie. What kind of competition? The aim of the biggest of Wiener is that, an interview with the president of Iraq Saddam Hussein. By the way, Wiener and his crew are very careful act when they cover a new because a staff follows up from the Ministry of Information Iraq. One night, Wiener, Ingrid and their rivals meet at hotel’s pub and other rivals despise their news story so this case shows us, there is a competition between CNN and other news channels during the war. Therefore main purpose of the effectiveness news must be interest things of audiences. On the other hand, Wiener is a good journalist how I know? Because he could stable and he did not give up about an interview with Saddam. In terms of me, Wiener and Minister of Information Naji Al Hadithi become as a friend and this point is very important because establish good relations with minister to provide many advantages to them. In addition, when CNN crew becomes news other colleagues called as a “CNN- The voice of Iraq”. This is the good example of how they relationship between CNN and other rivals throughout in the Baghdad. CNN crews did not cover and ignored some cases to an interview with Saddam and this is another important things. In that movie, getting closer to time of war some channels (ABC, CBS almost BBC, ITN) make a decision to go away from Baghdad. However, Wiener talks with Ed Turner and he decides to stay in Baghdad but he does not pressure other friend about this topic because this is very personal. While the team cracks up American aircrafts attack to Baghdad.
According to me, crew teamwork is very significant thing and CNN crew has very sense line especially between Wiener and Ingrid because they are good friend for a long time and they have been worked together a long time.
If we make critical ethical issues in terms of journalistic approach, the movie can be criticized in many ways. Firstly, Iraqi soldiers are shown many places in the movie however we could not see American soldiers more than once as if; Baghdad has been bombed by someone else because in Kuwait, we can see many bad things such as dead people, some injured people by Iraqi soldier but in Baghdad that condition is changed. After the war, we could not see any dead people or injured people. This is the one-sided perspective and this is not ethical behavior for journalistic approach. Moreover, CNN crew had an interview with someone who is named Bob Vinton, suddenly this interview drew attention and he was a wanted person because he is American citizen. After the interview, he is taken away by Iraqi soldiers and this case is very significant thing because all journalists should be considered people’s life in danger. In the end of movie, Wiener reach own goal so he has been covered news story but that news story was not wanted his goal because he and his crew were not block with their news story.
To sum up, Live From Baghdad movie is very impress for all journalist which is telling a group of CNN reporters wrestle with journalistic ethics and the life and death perils of reporting during the war.

3 Kasım 2010 Çarşamba

TÜRKİYE’DE YAZILI BASINDA KADINLARIN SİYASAL TEMSİLİ: 3 KASIM 2002 VE 22 TEMMUZ 2007 GENEL SEÇİMLERİ
Anahtar kelimeler: Kadın, medya ve politika JOUR 351
Kamusal alan/özel alan ayrımı temelinde meşrulaştırılan bir ataerkil söylem, kadınları özel alanın aktörü olarak belirtirken, erkekleri ise kamusal alanın aktörü olarak göstermiştir. Ataerkil söylem ne demektir? Ataerkil bir söylemi en basite indirgeyerek şöyle açıklayabiliriz: Söylemde erkek egemenliği. Söylemde erkek egemenliğinin çeşitli gerekçelerle makbul gibi sunulması demokratik bir sistemde kadınların yurttaşlığı veya topluma katılımı açısından ne gibi sıkıntılar doğuruyor? Bu anlamda kadının medyada siyasal açıdan temsili nasıl sağlanıyor? Kadınların ataerkil ideoloji çerçevesinde temsil edilmesinde ve kadınların siyasette ön planda olamamasında hiç kuşkusuz sadece medya sorumlu değildir ancak önemli bir etkisi olduğu gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu bağlamda, seçtiğim makale yazılı basında kadınların siyasal temsilinin nasıl yapıldığına yönelik bir çalışma olma özelliği taşımaktadır.
Medyanın toplumsal hayat, siyaset, kültür üzerindeki etkisi farklı ideolojik görüşler tarafından kabul gören bir olgudur. Dolayısıyla medyanın bu etki gücü, toplumsal yaşamımıza ilişkin her türlü algımızı etkilemeye muktedir görünmektedir. Bu nedenle medyada temsil edilme/edilmeme, eksik ya a yanlış temsil edilme birtakım toplumsal gruplar için olan algımızı etkilemekte, zamanla bu algı sıradanlaşıp toplumsal bir gerçeğe dönüşmektedir. Böylece kadınların sosyal ve siyasal hayattaki ihmal edilişleri, medyada da kendini göstermektedir.
Siyasal Yaşamda Kadın
Türkiye kadın parlementer oranı bakımından dünya sıralamasının oldukça gerilerde görünmektedir. Kadınların siyasal haklarını bundan yetmişbeş yıl önce elde etmiş olmalarına rağmen bugün hala kadınların siyasetteki eksik temsilinden söz ediyor olmamız sorunun sadece yasal düzünlemelerle ilgili olmadığını göstermektedir çünkü sadece kanun çıkarmak bu sorunu çözememektedir. Toplumsal yapının erkek egemenliğinde bulunması ve kadının geleneksel rolleri bu sorunu körüklemektedir. Bu sebeple kadın hakları sorununa sadece yasal düzenlemelerden ibaret olmadığı aynı zamanda kültürel mekanizmalarla işletilen bir olgu olduğu gerçeğiyle yaklaşmalıyız. Eğer olaya bu yönden bakarsak kadın hakları sorununu çözmek için samimi davranmış oluruz. Aksi halde çözüm adına yapılan şeylerin işlevselliğinin bir anlamı kalmaz.
Kadınların siyasal yaşamda eksik ya da yanlış temsil edilme durumu, özünde eşitlikten uzaklaşmış bir demokrasi ve yurttaşlık sorununa işaret etmektedir. Aslında kadın ve erkeğin eşit olarak politikaya katılamamalarında altında birçok sebep saymak mümkündür. Üstelik bu sebepler sadece gelişmemiş ülkeler için de değil, bugün dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde kadınlar bu engellerle karşılaşmaktadır. Bunlar; gündelik hayata ilişkin sorumluluklar, ail eve kariyere ayrılan zaman, parasal sorunlar, kadının ve erkeğin kamu ve aile hayatındaki görevlerini belirleyen geleneksel önyargılardır.
Türkiye açısından bu duruma bakıldığında % 9.10’luk kadın milletvekili oranıyla dünyada gelişmiş veya gelişmemiş pek çok ülkenin altında bulunmaktadır. Türkiye bu sıralamada 188 ülke içerisinde 145. sırada yer almaktadır. İlginç olan şu ki, 2007 seçimleri hariç tutulursa Türkiye’de kadınların parlamentoda en yüksek oranla temsil edildiği dönemin kadınların ilk kez seçimlere katılmış olduğu 1935 seçimlerinde olmasıdır. Kadınların siyasette geri planda kalmasında ideolojik ve kültürel öğelerin yanında başka yapısal unsurlar da etkilidir. Bunlar; siyasi partilerin kadınları seçilemeyecekleri yerlerden simgesel olarak aday göstermeleri, parti bünyesinde bulunan kadınlardan ziyade toplumda ön plana çıkmış kadınları kadrolarına almaları, eğitimdeki cinsiyet ayrımcılığına dayalı unsurlar gibi pek çok etkiler kadınların politikaya girmelerinin önünü kapamakta ve yeni nesilleri de ataerkil ideolojiyi desteklemesine neden olmaktadır.
Medyada Kadın Temsili
Kadınların medyada ya iyi eş/iyi anne gibi geleneksel rollerde, ya cinsel bir nesne olarak, ya dayak yiyen, altılan, tecavüze uğrayan mağdur kadınlar olarak temsil edilmesi bu sorunun önemini göstermektedir. Aynı zamanda medyada nasıl ideal kadın tipinin tarifi yapılır ve kadınlardan bu kalıba uymaları beklenir. Medyanın kadını olumsuzlayan bakış açısı daha çok kadının medyada çalışmasıyla yok olacağı düşünülmüştür ancak bu beklenti kısa sürmüştür çünkü kadın olmanın, farkında olmanın yeterli koşulu olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu çok önemli bir olgudur. Araştırmada kadın haklarına, kadın milletvekillerine ve adaylara,kadının siyasal alanda yer almasıyla ilgili haberleri, konu hakkında uzman görüşleri ve köşe yazılarını incelenmiştir. Gazetelerin kadın ve medya konusuna ilişkin haberleri nasıl sunduğu genel olarak değerlendirildiğinde, bu haberlerin kadın bağlamı çerçevesinde değil, sahip oldukları ideolojik tutumlar çerçevesinde ele aldıkları saptanmıştır. Yani aslında her gazetenin kendi ideolojisi çerçevesinde haberleri sunduğu görülmüştür. Bu durum, kadın siyasetçilerin haberlerde ideolojik tutumlar için araçsallaştırıldıklarını göstermektedir. Sonuçta gazetelerin herhangi bir konuda haber yaparken seçtikleri kelimeler bu gazetelerin ideolojik tutumları konusunda ip uçları vermektedir çünkü gazeteler aynı haberi farklı bakış açılarıyla verir.
Araştırma Yöntemi
Kadın ve siyaset ilişkisinin medyada nasıl temsil edildiği örneklem olarak seçilen gazetelerde Van Dijk’ın söylem analizi yöntemi ile incelenmiştir. Bu yöntem ise iki temel çözümleme üzerine kurulmuştur: Makro ve mikro yapı. Makro yapıda daha çok haberin başlığı, haberin girişi ve spot bölümünden oluşan bir incelemedir. Mikro ise daha derine indirgeyerek sözcük seçimleri ve söz dizisinden oluşmaktadır. Ayrıca araştırmada konu hakkında çalışma yapmış kişilerden alıntılar yapılmış, bu görüşlerle karşılaştırmalar yapılarak konu analiz edilmiş ve çeşitli sayısal verilerle araştırma desteklenmiştir. Araştırmada örneklem olarak kullanılan gazeteler ise temelde üç farklı görüşü temsil ettiği düşünülen Cumhuriyet, Hürriyet ve Zaman gazeteleridir. Taramalar her iki genel seçimlerden bir ay önce başlamış, bir hafta sonrasına kadar ki süreç incelenmiştir. Her bir gazetenin 72, toplamda ise 216 gazete sayısı incelenmiştir. Olaylar gaeteler tarafından her biri farklı olarak değerlendirimiş, kimisinde olan haberler bir diğerinde hiç yer ayrılmadığı görülmüştür. Farklı kelimeler seçilerek haberin veriliş biçimi açısından farklılıklar göze çarpmaktadır. Bu durum gazetelerin yaptıkları haberlerde siyasi konumlarından etkilendikleri göstermektedir. Bu çalışmada, kadının toplumsal statüsünün yükseltilmesinde medyanın önemli bir araç olduğu varsayımından hareketle yazılı basın taraması yapılmıştır. Kadın-siyaset ilişkisinin yazılı basında nasıl temsil edildiği, medyanın toplumsal algıları dönüştürmedeki gücü nedeniyle önem taşımaktadır. Kadınların siyasal alanda erkeklerle eşit temsil edilmesi gerçek anlamda demokrasinin işlemesine, kadınların yurttaşlık hakklarını kullanmalarına olanak vermesi açısından önemlidir.


Sonuç ve Öneriler
Araşırmanın ilk sonucu olarak; her iki genel seçim döneminde de gazetelerin kadın-siyaset ilişkisine dair haberlerinde, ana öznenin kadın olmadığı görülmüştür. Yani gazeteler, kadınların siyasal temsili hakkında haber yapmış gibi görünmekte fakat haberin başlığı ve içeriği incelendiğinde başörtüsü, türban, parti, ideoloji, güzellik, anne/eş olma durumu gibi başka temaları ön plana çıkarmaktadır. Kadın, seçim temasının ön plana çıkartılması için araç görevi üstlenmiş, temelde kadın ve temsili işlenmemiştir. Gazetelerin ideolojik tutumlar çerçevesinde ortaya çıkan kadın siyasetçi kimliklerinin farklılaştığı görülmüştür. Bu durum, siyasette çoğu zaman simgesel olarak yer alan kadınların, politik olarak temsil edilmediğini göstermektedir. Bir diğer sonuç ise, gazetelerin ideolojisine parallel düşünen kadınların haberlerine yer verdiklerinin görülmesidir.
Siyasi partiler içinde yetişen kadınların, parlamentoya gönderilmesi bir kazanım olacaktır. Oysa bu durum göz ardı edilerek toplumda ön planda olan kadınlar aday gösterilmektedir. Bunun yanında, ilköğretim, lise, ve yüksek öğretimde cinsiyet eşitliğini sağlayıcı dersler koyma, ders kitaplarındaki cinsiyet ayrcımcılığına dayanan öğeleri çıkarma, kız çocuklarının eğitimine önem verme, kültürel unsurları değiştirecek çözüm önerileri olarak düşünmek mümkündür.

DENİZ, Şadiye. (2010), “Türkiye’de Yazılı Basında Kadınların Siyasal Temsili: 3 Kasım 2002 ve 22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri”, Yaşar Üniversitesi Dergisi, s. 3199-3220