Powered By Blogger

Sayfalar

30 Aralık 2010 Perşembe

TOGAN AİLESİ VE BOZKURT GAZETESİ


Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Araştırmaları Merkezi (DAÜ-KAM) tarafından düzenlenen “6. İz Bırakmış Kıbrıslı Türkler Sempozyumu” 25-26 Kasım tarihlerinde DAÜ Mehmet Tahiroğlu Salonu’nda gerçekleştirildi. Sempozyumun son oturumunda Kıbrıs Türk basınında önemli katkıları olan Togan Ailesi ele alındı.
Toplam dört oturumla iki gün süren “6. İz Bırakmış Kıbrıslı Türkler Sempozyumu” Togan Ailesi’nin ele alındığı son oturumun ardından yapılan kapanış ve değerlendirme oturumu ile sona erdi. DAÜ İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Süleyman İrvan tarafından yönetilen oturumda araştırmacı yazar Hüseyin Kaba Togan Ailesi hakkında katılımcılara bilgi verdi.
Togan Ailesi’nin Kıbrıs Türk basınında çok önemli bir yerinin olduğunu belirten Kaba, özellikle Cemal Togan’dan bahsederken duygulanması dikkat çekti. Kaba, “Cemal Togan, Bozkurt adlı gazetenin kurucusu ve imtiyaz sahibiydi. 26 Ekim 1951 tarihinde yayın hayatına başlayan Bozkurt gazetesi, 36 yıl ‘Kıbrıs’ın en yüksek tirajlı Türk gazetesi’ unvanını elinde bulundurdu. Öyle ki, Togan Ailesi bu gazeteyle anımsanıyordu” dedi. Bozkurt gazetesinin isminin bir anket sonucu belirlendiğini ve gazetenin halkı bilinçlendirip birlik ve beraberliğin sağlanmasında çok önemli olduğunu söyleyen Kaba sözlerini şöyle sürdürdü: “Dönemin imkanı en geniş gazetesi Bozkurt gazetesiydi. Gazetede sadece Kıbrıs haberleri değil, Türkiye ve Dünya’dan da haberler vardı. Bozkurt gazetesi muhabiri Bilbay Eminoğlu’nun 1963 yılında dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı İsmet İnönü ile yaptığı röportaj Kıbrıs Türk basını açısından önemliydi.”
Cemal Togan için “dürüst, çalışkan, yenilikçi” ifadelerini kullanan Kaba, Cemal Togan’ın oğlu olan Sadi Togan’ın babasının yanında çalışıp gazeteciliği sevdiğini belirtti. Kaba, “Cemal ve Sadi Togan sıfırdan bir gazeteyi ülkenin önemli gazetelerinden biri yaptılar ve tarafsız olmaları, herhangi bir siyasi partiye ayrıcalık tanımamaları bu başarıyı getirdi. Babası gibi Sadi Togan da mesleğine duyduğu saygıyla tanınıyordu ve uzun yıllar Kıbrıs Türk basınında hizmet verdi” dedi.
Öğrencilerin ilgi göstermediği sempozyumun son oturumunda salonda büyük boşluklar vardı. İstanbul Doğa Koleji’nden 11 kişilik öğrenci kafilesi de sempozyumun son oturumuna katıldı ve bu konuk kolej grubundan Ahmet Alper Gökboğa isimli öğrenci Hikmet Akif Mopalar hakkında katılımcılara bilgi verdi.
20 Ağustos 1988 günü Bozkurt gazetesinin kapandığını söyleyen Kaba, ekonomik şartların kötü olması ve gazetenin hiçbir kuruluştan yardım görmemesinin gazetenin durumunu daha da kötüye götürdüğünü vurguladı. 1980’li yıllarda ülkemizde şartların değiştiğini ve bu şartlara ayak uyduramayan Bozkurt gazetesinin zor günler geçirdiğini belirten Kaba, “Sadi Togan gazetecilik mesleğinin koşullarının en ağır olduğu yıllarda özveriyle çalıştı. Sadi Togan’ın genç kuşaklara örnek olacak bir insandı çünkü O, Kıbrıslı Türk gazetecilerin temsilcisiydi” dedi.

Medyanın Siyaset Üzerinde Etkisi


Medya, bilginin üretilmesinde ve bu üretilen bilginin dağıtım sürecinde önemli bir rol üstlenir. Türkçe’de medya sözcüğünü karşılamak için “kitle iletişim araçları” terimini kullanıyoruz. Medya ile de gazete, dergi, televizyon, radyo, film, reklam, video oyunları ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte internet gibi farklı iletişim araçlarını kastediyoruz ve bu kitle iletişim araçlarının bütününü oluşturan medyanın da toplum içinde bazı görevleri vardır. “Bekçi köpeği” şeklinde dilimize çevrilen bu tanım özet olarak; kamu yararı adına güncel olayları izleyiciye yansıtmak, halkın öğrenme ihtiyacını karşılamak ve onları uyarmayı içerir. Bu konu hakkında günümüzde sıkça kullanılan “tarafsız olmak” terimi iletişim alanında çalışan ve bu alanda çalışmaya talip olan kişiler için ne ifade ediyor?
Aslında medyanın topluma karşı yükümlülükleri bir bütün olarak düşünüldüğünde, bir gazetecinin veya iletişimcinin en önemli görevi; haber anlayışında ülkesinin ve kamuoyunun yararını gözetme şeklinde olmaldır. Bu anlamda gazeteci için “gerçeğin bekçi köpeği” tanımlaması uygun olabilir çünkü gerçekler, kontrol mekanizmaları veya siyasi iktidarlar tarafından saptırıldığında gazeteciler ve medyada görev alan insanlar o gerçekleri bekçi köpeği işleviyle kamuoyunu alarma geçirmelidir. Kamu yararını gözetmek medyanın en önemli görevidir fakat bu bilgilendirme özellikle günümüzde dünyada olup bitenlere karşı insanların farkındalık ihtiyacının artması düşünüldüğünde yerel haberlerin önemini arttırdığı kadar dış haberlerin de önemini arttırmıştır. Yani, Marshall McLuhan’ın “global köy” tanımı, özellikle son 20 yılda gelişen teknolojinin getirdiği imkanlarla birlikte insanların haber ihtiyacının da günden güne arttığına işaret eder. Birbirinden coğrafi anlamda çok uzakta bulunan iki yerleşim alanında yaşayan insanlar artık birbirlerini etkiler hale gelmişlerdir ve bunun sonucu olarak aslında teknik olarak birbirlerine bağlıdırlar. Bu etkileşimin doğal sonucu olarak medya da kendini sürekli yenileme ihtiyacı hissetmektedir. Baş döndürücü şekilde gelişen çağın elektronik ortamının temelinde aslında bu ihtiyaç vardır çünkü kürüsel yaşam bu gelişimi zorunlu kılmaktadır. O halde, medyanın olayları yansıtma biçimi, olaylara karşı bakış açısı kamuoyunu etkilediği kadar siyasi mekanizmları da etkiler. Bu sebeple, medyanın siyasal gündemi belirleme sürecinde çok çeşitli roller üstlenebildiği bir gerçektir.
1. Medya ve Siyasal Gündem
Medya ile onun siyasi ve toplumsal çevresi arasında karşılıklı bağımlılık esasına dayanan bir ilişki vardır. Medya maddi anlamda ihtiyaçtan dolayı çevresine bağımlıdır. Yani, günümüzde bir medya kuruluşu düşünelim ki, reklam gelirlerinin olmadığı, çeşitli sponsor kuruluşları tarafından desteklenmeyen bir medya kuruluşu faaliyetlerini ne kadar sürdürebilir? Öte yandan, bu çevrelerin de duygu ve düşüncelerini geniş halk kitlelerine sunmak için medyaya mahkumdur. Dolayısıyla bu çift taraflı birbirlerine “mahkum” olma durumu medyanın asli görevi olan toplumun gözü, kulağı olmasını nasıl etkiler? Bu anlamda medya gücünün ne boyutlara ulaştığını düşündüğümüzde; dünyada siyasi gücü yeniden şekillendirme, değiştirme, yeniden organize etme gibi çok ciddi örneklerin var olduğu bir gerçektir.
Günümüz demokratik toplumlarında medya genellikle “dördüncü kuvvet” olarak belirtilir. Medya ile siyaset ilişkisi incelendiğinde bu ilişkinin ekonomik ve ideolojik olarak iki ana başlık altında ele alınabilir. En basit anlamda bir medya organı desteklediği siyasi partinin kamuoyunda geniş kitlelere ulaşabilmesi için o partinin destekçisi olabilir. Tabii ki böyle bir durumda söz konusu medya organının yaptığı haberlerde de ideolojik anlamda desteklediği düşünce hakim olur. Ana-akım medyada bulunan birçok gazetede aynı haberi farklı cümlelerle, farklı tamlamalarla, farklı bakış açısı ile okuyucuya sunar. Böyle bir durumda hedef kitlesi de değişkenlik gösterebilir.
Türkiye’de 2002 yılında yapılan genel şeçimlere katılan Genç Parti adlı siyasi parti kısa bir zaman dilimi içerisinde kurulup ciddi bir oy oranına ulaşabilmiştir. Bu partinin genel başkanı olan Cem Uzan, aynı zamanda o dönemde medya alanında sahip olduğu gazete ve televizyonun etki gücünü iyi kullanmıştır ve partisinin aldığı oy oranında bu etkinin payı çok büyüktür. Parti propagandasını medyada sahip olduğu organları aracılığıyla geniş kitlelere ulaştırabilmiştir. Bir başka örnek olarak, İtalya başbakanı Silvio Berlusconi için “İtalya Medya İmparatoru” terimi kullanılır. Hem bir medya patronu, hem bir başbakan, hem de ülkesinin en zengin insanıdır. Medya alanında hakim olduğu gücün siyasi alanda geldiği nokta hakkında etkisi büyüktür. Burada göz ardı edilmemesi gerek nokta; medya alanında sahip olunan gücün siyasi emel ve çıkarlar için kullanılıp kullanılmamasıdır. Birçok siyasetçiye göre, eğer siyasi bir emel peşindeyseniz medya alanı sizin için çok cazip bir alandır ve medya ile ilişkileriniz çok önemlidir. Sonuçta bir kurum olarak medya organının belirlemiş olduğu politikalar, ekonomik ilişkiler ve daha birçok etken medya içeriğinin belirlenmesinde etkili olduğu bilinmektedir.
2. Medya ve Kültür
Kültür, bir toplumu diğer toplumlardan ayıran değerler bütünüdür. Bilim ve kültür evrenseldir fakat kültür millidir. Kültürün milli olması içine kapanık, diğer kültürlerden kopuk olduğu anlamına gelmez. Yeryüzünde tüm toplumlar birbirleriyle etkileşim halindedir ve bu etkileşim sonucu aslında tüm kültürler birbirlerinden etkilenir. Ancak, bu etkileşim birbirlerinin kopyası haline getirildiği zaman bu bir zengilik değil, yozlaşmadır. İnsanların kendi kültürlerini hiçe sayıp başka kültürlerden etkilenme durumu kültür yozlaşmasıdır. Tabii bu etkileşimde en önemli araç hiç şüphesiz ki medyadır.
Globalleşmenin etkisiyle daha da “daraltılan” dünyada politik, sosyal ve kültürel ilişkiler günlük yaşamda insanları etkiler. Bu etkileme süreci politik anlamda zayıf ulusal sınırlar doğururken ekonomik anlamda ürünler arası rekabeti artırırıp ürün pazarını küresel hale getirir. Kültürel anlamda yerel kültür ve kimlikler globalleşmeden etkilenir çünkü globalleşmenin en büyük etkisi ulusal sınırları eritmektir.
Dünya aslında bir ürün pazarlama yeridir. Günümüzde batı toplumlarının kültürleri, yaşam tarzları gelişmemiş ve gelişmekte olan ülke kültürleri üzerinde çok etkilidir. Dünyanın en büyük haber ajanslarının ve medya şirketlerinin tümü batı ülkeleri merkezlidir. AP, Reuters, BBC, CNN gibi dünyaca ünlü medya kurumlarını günde milyonlarca insan takip eder. Dolayısıyla bu medya kurumlarının dünya üzerinde geniş halk kitlelerine ulaşmada ve onları etkilemede gücü yadsınamaz boyuttadır. “İleri ve modern” bir toplum olarak hafızalara kazınmak istenen batı toplumları dünya üzerinde sahip olduğu etkili medya gücü ile günümüzde teknolojik bir sömürü gerçekleştirir. Bu sömürü anlayışı pratikte toplumların dili, dini, örf ve adetleri ve kimlikleri üzerinde olup bu toplumları adeta uyutarak batı kültürünü ve yaşam tarzını dayatır. Bu bir süreçtir ve kısa zamanda olup bitmesi elbette beklenemez ancak zamanla meyvelerini veren bu kültür dayatması toplum içinde farklılaşmaya yol açıp uzun vadede sorunlara yol açabilir. Tabii batılı devletler, -özellikle Amerika ve İngiltere- bu uyuşturma sürecinde medyanın yanında “sivil toplum kuruluşları” adı altında destek oldukları çeşitli örgütlerle hedefteki ülkeleri yönlendirmeye çalışırlar. Amaç hedef ülkelere bu kültürü enjekte etmektir ve medya bu amaç için en önemli araçtır. Aslında finanse edildiği ülkelerin devlet politikaları adına çalışan bu örgütler fikirlerini anlaşmalı medya organları ile yerli halka yayarak ilgili bölgede bir kamuoyu oluşturur. Bunun yanında; çeşitli bilimsel ve toplumsal konferanslar düzenleme, etnik grupları kışkırtma, toplumu yanlış veya eksik bilgilendirme, kültürek bütünlüğü yıkıp toplumsal bir kaos ortamı yaratmak amacındadırlar çünkü bu gruplar söz konusu kaos ortamlarından beslenirler. Bu fikirlerini de anlaşmalı medya organları ile insanlara yayıp destek ararlar. Türkiye’de maddi anlamda dışarıdan destek aldığı belgelenen birçok sivil toplum kuruluşunun bulunduğu açıktır.
3. Sonuç ve Değerlendirme
Medya ve siyaset kurumları bağımsız kurumlarmış gibi gözükselerde bir bütün içinde düşünüldüğünde bu kurumların tam anlamıyla birbirinden bağımsız oldukları söylenemez. Dış destekli bir medya kuruluşunun sistemli olarak çalışması sonucu desteklendiği devletlerin çıkarlarına uygun ürün pazarlaması, kamuoyu yaratarak adeta insanları bir fikir enjekte etmesi özellikle ülkelerin dış ilişkilerinde itibar kaybetmesinde veya kazanmasında rol oynayabilir. Kuşkusuz ki, günümüzde topla, tüfekle, süngüyle yapılan “sıcak savaş” dönemi sona ermiş, yerini “soğuk savaş” dönemine bırakmıştır. Medyanın ikincil olarak belirttiğimiz savaşta etkisi büyüktür. Söz konusu kitle iletişim araçlarıyla toplumu uyutup duyarsızlaştırmak, yapay konularla insanları oyalamak ve gerçek ülke gündeminden saptırmak, yanlış bilgilendirme sağlanarak yapılan sistemli karalama kampanyaları ile insanların farkındalık duygusunu yok etmek günümüzde “güdümlü medya”nın uyguladığı politikadır. İnsanların ülkesinde ve dünyada yaşanan olaylara duyarsız kalması, ekonomik, sosyal birçok sıkıntılara rağmen herhangi bir tepki vermemesi günümüzde açıkça ortaya çıkmaktadır. Medyada kullanılan semboller, işaretler, sözcükler, tamlamalar ve hatta renkler birbirinden bağımsız değildirler ve hepsi bilinçli şekilde kullanılır.
O halde yapılması gereken; ülke çıkarlarına koruyan, halkın bilinçlenmesini sağlayan ve uyaran, haberlerinde dengeli bir tutum sergileyen, herhangi bir iç veya dış siyasi parti, sivil toplum kuruluşu veya siyasal örgütlerle temas halinde olmayan, nitelikli bir milli bakışlı basın oluşturmaktır. Bugün, ülkemizin çektiği sıkıntıların temelinde milli bakışlı medya gücünün yok denecek kadar az olması yatmaktadır. İnsanlarımızda okuma bilincini geliştiren, teşvik eden, özgün haberleriyle okuyucusuna iç ve dış gündemle ilgili bilgi sunan, popüler kültürün etkisinden uzak bir medya organına ihtiyaç vardır. Bunun sonucu olarak milli merkezli medya dış ilişkilerde de ülkesine faydası olacaktır. Farkındalık duygusuna sahip olan iletişimci veya gazeteci aynı haberi farklı cümlelerle yazabilir ve bunu yaparken kamuoyu çıkarını gözetebilir. Genç iletişimcilerin mevcut medyada gördüğü haberleri eleştirel bakış açısıyla incelemesi gerekmekte ve aksayan yönleri tespit etmelidir. Aday olduğu gelecekteki mesleği hakkında birikimli olmalı ve mesleğini küçümsememelidir. Unutmamalıdır ki, yapılan her iş ancak ciddiye alındığında başarıya ulaşabilir.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Type Analysis: Text and image



Mehmed II (March 30, 1432- May 3, 1481) is “the conqueror” in Ottoman Turkish or in modern Turkish, Fatih Sultan Mehmet. He was born in Edirne and he was sultan of the Ottoman Empire for a short time from 1444 to September 1446 but later on, from February 1451 to 1481. At the age of 21, he conquered Istanbul and bringing an end to the Byzantine Empire. In this case, was the beginning of new era, it has been end of the middle age. Accordingly, his period referred to as “Rise of the Ottoman Empire.” He was seventh sultan of Ottoman Empire and his reign has been continued 31 years. His grave also is near of the Fatih Mosque in Istanbul. Important point, Fatih has reached significant achievement about military and his achievements are transformed huge empire. In addition, He founded Sahn-ı Seman which is the oldest educational institution in Ottoman history and also world history. It is first Turkish higher education institution in Istanbul. Summary, Fatih showed special interest in science, history and philosophy and he was a reformist sultan of Ottoman Empire.
Gentile Bellini (1429-1507)
Gentile Bellini was an Italian painter and he was born in Venice. Especially, his father Jacopo Bellini was a Venetian pioneer in the use of oil paint as an artistic medium. For this reason, Gentile Bellini was members of famous renowned painters. Venice was, at that time a very important point in which cultures and trade bordered on the eastern Mediterranean Sea. As noted, Gentile was the most prestigious painter in Venice. Much of Gentile Bellini’s surviving work consists of very large paintings for public buildings. His earliest signed work is The Blessed Lorenzo Justinian (1445) one of the oldest surviving oil paintings in Venice. Therefore in 1479, he was chosen by the government of Venice to work for Sultan Mehmed II in Istanbul. His role was not only as a visiting painter in an exotic locale, but also as a cultural ambassador for Venice.
Renaissance was a cultural movement that spanned roughly the 14th to the 17th century, beginning in Florence in the Late Middle Ages and spreading to the rest of Europe. Renaissance period is a time of radical changes in art, science, philosophy, architecture. Gentile Bellini is a painter who lived during the renaissance period. Actually, this portrait has the distinction of being a work of mentioned period. Islamic History, Quran and prophet’s life was not published in any time; any described has been with miniature art however even miniature was not depiction prophet of Islam. In this sense, a picture sultan of Ottoman Empire to be made is very significant issue because this work is first portrait about sultan of Ottoman Empire. One of the reasons renaissances is that the conquest of Istanbul, so some scientist immigrated to Italy and then appeared to support the art and science of a class –the geographical discoveries of the bourgeois class.
Renaissance based on these basic understandings:
• The earth is worth investigating and good.
• Human is strong and great success with these strong.
• Human must be continually active and this is a honorable thing.
• Real is good.
Evaluation of image
When we analyze this portrait, first of all, Gentile Bellini painted as a very realistic because Fatih Sultan Mehmet ill and last time of life at that time. His face is very pale as you see because this portrait has been painted in the last period of Fatih’s life. Another thing that, this portrait has not direct view about an image and a part of his face is seen in this portrait because he sits on the side. Either side of the image, there is written painter’s name and date of creation. ( 25 November 1480, Gentile Bellini ) Although the use of darkness colors, portrait is quite clear and bright and also eye level is one of the important role in the portrait. Furthermore, a portrait made about close-up which means high level viewpoint, it provides more detail perspective. There are some different figures and shape in that portrait. All figures reflects particularly that period’s life style and clothes feature and some researchers agree that, these figures are represent the east culture. This is another perspective. Moreover, Fatih Sultan Mehmet wears as simple clothes in this portrait. There are three crowns left and right side and these ones represent Byzantine, Karamanogulları and Trabzon-Greek Empire which were battered states by Fatih Sultan Mehmet. Although he painted simple clothes, these crowns give power to the portrait. Another thing, his header wrapped which is turban in Turkish kavuk is interesting. Actually, kavuk is very important thing in the Ottoman culture so that, it would have a certain even your occupation, social status and life style. In this sense, we can say that it is traditional behavior. Another important point that, there is a dome in this portrait and it may represents Islamic religious because Islamic rules dominated in Ottoman Empire and state’s religion was Islam. This portrait has a frame in the frame such as dome. Colors are very important role every image and used colors usually are dark colors however, this portrait’s feature is a bright.
As a result, Fatih was an open-minded sultan and he was a reformed sultan of the Ottoman Empire. Throughout his life, he has made several innovations for development. Innovations in education and culture are very significant and also his arrangements through state have been renewed in several areas. His portrait made in 25 November 1480 and it has National Gallery in London.