Powered By Blogger

Sayfalar

30 Aralık 2010 Perşembe

Medyanın Siyaset Üzerinde Etkisi


Medya, bilginin üretilmesinde ve bu üretilen bilginin dağıtım sürecinde önemli bir rol üstlenir. Türkçe’de medya sözcüğünü karşılamak için “kitle iletişim araçları” terimini kullanıyoruz. Medya ile de gazete, dergi, televizyon, radyo, film, reklam, video oyunları ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte internet gibi farklı iletişim araçlarını kastediyoruz ve bu kitle iletişim araçlarının bütününü oluşturan medyanın da toplum içinde bazı görevleri vardır. “Bekçi köpeği” şeklinde dilimize çevrilen bu tanım özet olarak; kamu yararı adına güncel olayları izleyiciye yansıtmak, halkın öğrenme ihtiyacını karşılamak ve onları uyarmayı içerir. Bu konu hakkında günümüzde sıkça kullanılan “tarafsız olmak” terimi iletişim alanında çalışan ve bu alanda çalışmaya talip olan kişiler için ne ifade ediyor?
Aslında medyanın topluma karşı yükümlülükleri bir bütün olarak düşünüldüğünde, bir gazetecinin veya iletişimcinin en önemli görevi; haber anlayışında ülkesinin ve kamuoyunun yararını gözetme şeklinde olmaldır. Bu anlamda gazeteci için “gerçeğin bekçi köpeği” tanımlaması uygun olabilir çünkü gerçekler, kontrol mekanizmaları veya siyasi iktidarlar tarafından saptırıldığında gazeteciler ve medyada görev alan insanlar o gerçekleri bekçi köpeği işleviyle kamuoyunu alarma geçirmelidir. Kamu yararını gözetmek medyanın en önemli görevidir fakat bu bilgilendirme özellikle günümüzde dünyada olup bitenlere karşı insanların farkındalık ihtiyacının artması düşünüldüğünde yerel haberlerin önemini arttırdığı kadar dış haberlerin de önemini arttırmıştır. Yani, Marshall McLuhan’ın “global köy” tanımı, özellikle son 20 yılda gelişen teknolojinin getirdiği imkanlarla birlikte insanların haber ihtiyacının da günden güne arttığına işaret eder. Birbirinden coğrafi anlamda çok uzakta bulunan iki yerleşim alanında yaşayan insanlar artık birbirlerini etkiler hale gelmişlerdir ve bunun sonucu olarak aslında teknik olarak birbirlerine bağlıdırlar. Bu etkileşimin doğal sonucu olarak medya da kendini sürekli yenileme ihtiyacı hissetmektedir. Baş döndürücü şekilde gelişen çağın elektronik ortamının temelinde aslında bu ihtiyaç vardır çünkü kürüsel yaşam bu gelişimi zorunlu kılmaktadır. O halde, medyanın olayları yansıtma biçimi, olaylara karşı bakış açısı kamuoyunu etkilediği kadar siyasi mekanizmları da etkiler. Bu sebeple, medyanın siyasal gündemi belirleme sürecinde çok çeşitli roller üstlenebildiği bir gerçektir.
1. Medya ve Siyasal Gündem
Medya ile onun siyasi ve toplumsal çevresi arasında karşılıklı bağımlılık esasına dayanan bir ilişki vardır. Medya maddi anlamda ihtiyaçtan dolayı çevresine bağımlıdır. Yani, günümüzde bir medya kuruluşu düşünelim ki, reklam gelirlerinin olmadığı, çeşitli sponsor kuruluşları tarafından desteklenmeyen bir medya kuruluşu faaliyetlerini ne kadar sürdürebilir? Öte yandan, bu çevrelerin de duygu ve düşüncelerini geniş halk kitlelerine sunmak için medyaya mahkumdur. Dolayısıyla bu çift taraflı birbirlerine “mahkum” olma durumu medyanın asli görevi olan toplumun gözü, kulağı olmasını nasıl etkiler? Bu anlamda medya gücünün ne boyutlara ulaştığını düşündüğümüzde; dünyada siyasi gücü yeniden şekillendirme, değiştirme, yeniden organize etme gibi çok ciddi örneklerin var olduğu bir gerçektir.
Günümüz demokratik toplumlarında medya genellikle “dördüncü kuvvet” olarak belirtilir. Medya ile siyaset ilişkisi incelendiğinde bu ilişkinin ekonomik ve ideolojik olarak iki ana başlık altında ele alınabilir. En basit anlamda bir medya organı desteklediği siyasi partinin kamuoyunda geniş kitlelere ulaşabilmesi için o partinin destekçisi olabilir. Tabii ki böyle bir durumda söz konusu medya organının yaptığı haberlerde de ideolojik anlamda desteklediği düşünce hakim olur. Ana-akım medyada bulunan birçok gazetede aynı haberi farklı cümlelerle, farklı tamlamalarla, farklı bakış açısı ile okuyucuya sunar. Böyle bir durumda hedef kitlesi de değişkenlik gösterebilir.
Türkiye’de 2002 yılında yapılan genel şeçimlere katılan Genç Parti adlı siyasi parti kısa bir zaman dilimi içerisinde kurulup ciddi bir oy oranına ulaşabilmiştir. Bu partinin genel başkanı olan Cem Uzan, aynı zamanda o dönemde medya alanında sahip olduğu gazete ve televizyonun etki gücünü iyi kullanmıştır ve partisinin aldığı oy oranında bu etkinin payı çok büyüktür. Parti propagandasını medyada sahip olduğu organları aracılığıyla geniş kitlelere ulaştırabilmiştir. Bir başka örnek olarak, İtalya başbakanı Silvio Berlusconi için “İtalya Medya İmparatoru” terimi kullanılır. Hem bir medya patronu, hem bir başbakan, hem de ülkesinin en zengin insanıdır. Medya alanında hakim olduğu gücün siyasi alanda geldiği nokta hakkında etkisi büyüktür. Burada göz ardı edilmemesi gerek nokta; medya alanında sahip olunan gücün siyasi emel ve çıkarlar için kullanılıp kullanılmamasıdır. Birçok siyasetçiye göre, eğer siyasi bir emel peşindeyseniz medya alanı sizin için çok cazip bir alandır ve medya ile ilişkileriniz çok önemlidir. Sonuçta bir kurum olarak medya organının belirlemiş olduğu politikalar, ekonomik ilişkiler ve daha birçok etken medya içeriğinin belirlenmesinde etkili olduğu bilinmektedir.
2. Medya ve Kültür
Kültür, bir toplumu diğer toplumlardan ayıran değerler bütünüdür. Bilim ve kültür evrenseldir fakat kültür millidir. Kültürün milli olması içine kapanık, diğer kültürlerden kopuk olduğu anlamına gelmez. Yeryüzünde tüm toplumlar birbirleriyle etkileşim halindedir ve bu etkileşim sonucu aslında tüm kültürler birbirlerinden etkilenir. Ancak, bu etkileşim birbirlerinin kopyası haline getirildiği zaman bu bir zengilik değil, yozlaşmadır. İnsanların kendi kültürlerini hiçe sayıp başka kültürlerden etkilenme durumu kültür yozlaşmasıdır. Tabii bu etkileşimde en önemli araç hiç şüphesiz ki medyadır.
Globalleşmenin etkisiyle daha da “daraltılan” dünyada politik, sosyal ve kültürel ilişkiler günlük yaşamda insanları etkiler. Bu etkileme süreci politik anlamda zayıf ulusal sınırlar doğururken ekonomik anlamda ürünler arası rekabeti artırırıp ürün pazarını küresel hale getirir. Kültürel anlamda yerel kültür ve kimlikler globalleşmeden etkilenir çünkü globalleşmenin en büyük etkisi ulusal sınırları eritmektir.
Dünya aslında bir ürün pazarlama yeridir. Günümüzde batı toplumlarının kültürleri, yaşam tarzları gelişmemiş ve gelişmekte olan ülke kültürleri üzerinde çok etkilidir. Dünyanın en büyük haber ajanslarının ve medya şirketlerinin tümü batı ülkeleri merkezlidir. AP, Reuters, BBC, CNN gibi dünyaca ünlü medya kurumlarını günde milyonlarca insan takip eder. Dolayısıyla bu medya kurumlarının dünya üzerinde geniş halk kitlelerine ulaşmada ve onları etkilemede gücü yadsınamaz boyuttadır. “İleri ve modern” bir toplum olarak hafızalara kazınmak istenen batı toplumları dünya üzerinde sahip olduğu etkili medya gücü ile günümüzde teknolojik bir sömürü gerçekleştirir. Bu sömürü anlayışı pratikte toplumların dili, dini, örf ve adetleri ve kimlikleri üzerinde olup bu toplumları adeta uyutarak batı kültürünü ve yaşam tarzını dayatır. Bu bir süreçtir ve kısa zamanda olup bitmesi elbette beklenemez ancak zamanla meyvelerini veren bu kültür dayatması toplum içinde farklılaşmaya yol açıp uzun vadede sorunlara yol açabilir. Tabii batılı devletler, -özellikle Amerika ve İngiltere- bu uyuşturma sürecinde medyanın yanında “sivil toplum kuruluşları” adı altında destek oldukları çeşitli örgütlerle hedefteki ülkeleri yönlendirmeye çalışırlar. Amaç hedef ülkelere bu kültürü enjekte etmektir ve medya bu amaç için en önemli araçtır. Aslında finanse edildiği ülkelerin devlet politikaları adına çalışan bu örgütler fikirlerini anlaşmalı medya organları ile yerli halka yayarak ilgili bölgede bir kamuoyu oluşturur. Bunun yanında; çeşitli bilimsel ve toplumsal konferanslar düzenleme, etnik grupları kışkırtma, toplumu yanlış veya eksik bilgilendirme, kültürek bütünlüğü yıkıp toplumsal bir kaos ortamı yaratmak amacındadırlar çünkü bu gruplar söz konusu kaos ortamlarından beslenirler. Bu fikirlerini de anlaşmalı medya organları ile insanlara yayıp destek ararlar. Türkiye’de maddi anlamda dışarıdan destek aldığı belgelenen birçok sivil toplum kuruluşunun bulunduğu açıktır.
3. Sonuç ve Değerlendirme
Medya ve siyaset kurumları bağımsız kurumlarmış gibi gözükselerde bir bütün içinde düşünüldüğünde bu kurumların tam anlamıyla birbirinden bağımsız oldukları söylenemez. Dış destekli bir medya kuruluşunun sistemli olarak çalışması sonucu desteklendiği devletlerin çıkarlarına uygun ürün pazarlaması, kamuoyu yaratarak adeta insanları bir fikir enjekte etmesi özellikle ülkelerin dış ilişkilerinde itibar kaybetmesinde veya kazanmasında rol oynayabilir. Kuşkusuz ki, günümüzde topla, tüfekle, süngüyle yapılan “sıcak savaş” dönemi sona ermiş, yerini “soğuk savaş” dönemine bırakmıştır. Medyanın ikincil olarak belirttiğimiz savaşta etkisi büyüktür. Söz konusu kitle iletişim araçlarıyla toplumu uyutup duyarsızlaştırmak, yapay konularla insanları oyalamak ve gerçek ülke gündeminden saptırmak, yanlış bilgilendirme sağlanarak yapılan sistemli karalama kampanyaları ile insanların farkındalık duygusunu yok etmek günümüzde “güdümlü medya”nın uyguladığı politikadır. İnsanların ülkesinde ve dünyada yaşanan olaylara duyarsız kalması, ekonomik, sosyal birçok sıkıntılara rağmen herhangi bir tepki vermemesi günümüzde açıkça ortaya çıkmaktadır. Medyada kullanılan semboller, işaretler, sözcükler, tamlamalar ve hatta renkler birbirinden bağımsız değildirler ve hepsi bilinçli şekilde kullanılır.
O halde yapılması gereken; ülke çıkarlarına koruyan, halkın bilinçlenmesini sağlayan ve uyaran, haberlerinde dengeli bir tutum sergileyen, herhangi bir iç veya dış siyasi parti, sivil toplum kuruluşu veya siyasal örgütlerle temas halinde olmayan, nitelikli bir milli bakışlı basın oluşturmaktır. Bugün, ülkemizin çektiği sıkıntıların temelinde milli bakışlı medya gücünün yok denecek kadar az olması yatmaktadır. İnsanlarımızda okuma bilincini geliştiren, teşvik eden, özgün haberleriyle okuyucusuna iç ve dış gündemle ilgili bilgi sunan, popüler kültürün etkisinden uzak bir medya organına ihtiyaç vardır. Bunun sonucu olarak milli merkezli medya dış ilişkilerde de ülkesine faydası olacaktır. Farkındalık duygusuna sahip olan iletişimci veya gazeteci aynı haberi farklı cümlelerle yazabilir ve bunu yaparken kamuoyu çıkarını gözetebilir. Genç iletişimcilerin mevcut medyada gördüğü haberleri eleştirel bakış açısıyla incelemesi gerekmekte ve aksayan yönleri tespit etmelidir. Aday olduğu gelecekteki mesleği hakkında birikimli olmalı ve mesleğini küçümsememelidir. Unutmamalıdır ki, yapılan her iş ancak ciddiye alındığında başarıya ulaşabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder