Powered By Blogger

Sayfalar

30 Aralık 2010 Perşembe

TOGAN AİLESİ VE BOZKURT GAZETESİ


Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Araştırmaları Merkezi (DAÜ-KAM) tarafından düzenlenen “6. İz Bırakmış Kıbrıslı Türkler Sempozyumu” 25-26 Kasım tarihlerinde DAÜ Mehmet Tahiroğlu Salonu’nda gerçekleştirildi. Sempozyumun son oturumunda Kıbrıs Türk basınında önemli katkıları olan Togan Ailesi ele alındı.
Toplam dört oturumla iki gün süren “6. İz Bırakmış Kıbrıslı Türkler Sempozyumu” Togan Ailesi’nin ele alındığı son oturumun ardından yapılan kapanış ve değerlendirme oturumu ile sona erdi. DAÜ İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Süleyman İrvan tarafından yönetilen oturumda araştırmacı yazar Hüseyin Kaba Togan Ailesi hakkında katılımcılara bilgi verdi.
Togan Ailesi’nin Kıbrıs Türk basınında çok önemli bir yerinin olduğunu belirten Kaba, özellikle Cemal Togan’dan bahsederken duygulanması dikkat çekti. Kaba, “Cemal Togan, Bozkurt adlı gazetenin kurucusu ve imtiyaz sahibiydi. 26 Ekim 1951 tarihinde yayın hayatına başlayan Bozkurt gazetesi, 36 yıl ‘Kıbrıs’ın en yüksek tirajlı Türk gazetesi’ unvanını elinde bulundurdu. Öyle ki, Togan Ailesi bu gazeteyle anımsanıyordu” dedi. Bozkurt gazetesinin isminin bir anket sonucu belirlendiğini ve gazetenin halkı bilinçlendirip birlik ve beraberliğin sağlanmasında çok önemli olduğunu söyleyen Kaba sözlerini şöyle sürdürdü: “Dönemin imkanı en geniş gazetesi Bozkurt gazetesiydi. Gazetede sadece Kıbrıs haberleri değil, Türkiye ve Dünya’dan da haberler vardı. Bozkurt gazetesi muhabiri Bilbay Eminoğlu’nun 1963 yılında dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı İsmet İnönü ile yaptığı röportaj Kıbrıs Türk basını açısından önemliydi.”
Cemal Togan için “dürüst, çalışkan, yenilikçi” ifadelerini kullanan Kaba, Cemal Togan’ın oğlu olan Sadi Togan’ın babasının yanında çalışıp gazeteciliği sevdiğini belirtti. Kaba, “Cemal ve Sadi Togan sıfırdan bir gazeteyi ülkenin önemli gazetelerinden biri yaptılar ve tarafsız olmaları, herhangi bir siyasi partiye ayrıcalık tanımamaları bu başarıyı getirdi. Babası gibi Sadi Togan da mesleğine duyduğu saygıyla tanınıyordu ve uzun yıllar Kıbrıs Türk basınında hizmet verdi” dedi.
Öğrencilerin ilgi göstermediği sempozyumun son oturumunda salonda büyük boşluklar vardı. İstanbul Doğa Koleji’nden 11 kişilik öğrenci kafilesi de sempozyumun son oturumuna katıldı ve bu konuk kolej grubundan Ahmet Alper Gökboğa isimli öğrenci Hikmet Akif Mopalar hakkında katılımcılara bilgi verdi.
20 Ağustos 1988 günü Bozkurt gazetesinin kapandığını söyleyen Kaba, ekonomik şartların kötü olması ve gazetenin hiçbir kuruluştan yardım görmemesinin gazetenin durumunu daha da kötüye götürdüğünü vurguladı. 1980’li yıllarda ülkemizde şartların değiştiğini ve bu şartlara ayak uyduramayan Bozkurt gazetesinin zor günler geçirdiğini belirten Kaba, “Sadi Togan gazetecilik mesleğinin koşullarının en ağır olduğu yıllarda özveriyle çalıştı. Sadi Togan’ın genç kuşaklara örnek olacak bir insandı çünkü O, Kıbrıslı Türk gazetecilerin temsilcisiydi” dedi.

Medyanın Siyaset Üzerinde Etkisi


Medya, bilginin üretilmesinde ve bu üretilen bilginin dağıtım sürecinde önemli bir rol üstlenir. Türkçe’de medya sözcüğünü karşılamak için “kitle iletişim araçları” terimini kullanıyoruz. Medya ile de gazete, dergi, televizyon, radyo, film, reklam, video oyunları ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte internet gibi farklı iletişim araçlarını kastediyoruz ve bu kitle iletişim araçlarının bütününü oluşturan medyanın da toplum içinde bazı görevleri vardır. “Bekçi köpeği” şeklinde dilimize çevrilen bu tanım özet olarak; kamu yararı adına güncel olayları izleyiciye yansıtmak, halkın öğrenme ihtiyacını karşılamak ve onları uyarmayı içerir. Bu konu hakkında günümüzde sıkça kullanılan “tarafsız olmak” terimi iletişim alanında çalışan ve bu alanda çalışmaya talip olan kişiler için ne ifade ediyor?
Aslında medyanın topluma karşı yükümlülükleri bir bütün olarak düşünüldüğünde, bir gazetecinin veya iletişimcinin en önemli görevi; haber anlayışında ülkesinin ve kamuoyunun yararını gözetme şeklinde olmaldır. Bu anlamda gazeteci için “gerçeğin bekçi köpeği” tanımlaması uygun olabilir çünkü gerçekler, kontrol mekanizmaları veya siyasi iktidarlar tarafından saptırıldığında gazeteciler ve medyada görev alan insanlar o gerçekleri bekçi köpeği işleviyle kamuoyunu alarma geçirmelidir. Kamu yararını gözetmek medyanın en önemli görevidir fakat bu bilgilendirme özellikle günümüzde dünyada olup bitenlere karşı insanların farkındalık ihtiyacının artması düşünüldüğünde yerel haberlerin önemini arttırdığı kadar dış haberlerin de önemini arttırmıştır. Yani, Marshall McLuhan’ın “global köy” tanımı, özellikle son 20 yılda gelişen teknolojinin getirdiği imkanlarla birlikte insanların haber ihtiyacının da günden güne arttığına işaret eder. Birbirinden coğrafi anlamda çok uzakta bulunan iki yerleşim alanında yaşayan insanlar artık birbirlerini etkiler hale gelmişlerdir ve bunun sonucu olarak aslında teknik olarak birbirlerine bağlıdırlar. Bu etkileşimin doğal sonucu olarak medya da kendini sürekli yenileme ihtiyacı hissetmektedir. Baş döndürücü şekilde gelişen çağın elektronik ortamının temelinde aslında bu ihtiyaç vardır çünkü kürüsel yaşam bu gelişimi zorunlu kılmaktadır. O halde, medyanın olayları yansıtma biçimi, olaylara karşı bakış açısı kamuoyunu etkilediği kadar siyasi mekanizmları da etkiler. Bu sebeple, medyanın siyasal gündemi belirleme sürecinde çok çeşitli roller üstlenebildiği bir gerçektir.
1. Medya ve Siyasal Gündem
Medya ile onun siyasi ve toplumsal çevresi arasında karşılıklı bağımlılık esasına dayanan bir ilişki vardır. Medya maddi anlamda ihtiyaçtan dolayı çevresine bağımlıdır. Yani, günümüzde bir medya kuruluşu düşünelim ki, reklam gelirlerinin olmadığı, çeşitli sponsor kuruluşları tarafından desteklenmeyen bir medya kuruluşu faaliyetlerini ne kadar sürdürebilir? Öte yandan, bu çevrelerin de duygu ve düşüncelerini geniş halk kitlelerine sunmak için medyaya mahkumdur. Dolayısıyla bu çift taraflı birbirlerine “mahkum” olma durumu medyanın asli görevi olan toplumun gözü, kulağı olmasını nasıl etkiler? Bu anlamda medya gücünün ne boyutlara ulaştığını düşündüğümüzde; dünyada siyasi gücü yeniden şekillendirme, değiştirme, yeniden organize etme gibi çok ciddi örneklerin var olduğu bir gerçektir.
Günümüz demokratik toplumlarında medya genellikle “dördüncü kuvvet” olarak belirtilir. Medya ile siyaset ilişkisi incelendiğinde bu ilişkinin ekonomik ve ideolojik olarak iki ana başlık altında ele alınabilir. En basit anlamda bir medya organı desteklediği siyasi partinin kamuoyunda geniş kitlelere ulaşabilmesi için o partinin destekçisi olabilir. Tabii ki böyle bir durumda söz konusu medya organının yaptığı haberlerde de ideolojik anlamda desteklediği düşünce hakim olur. Ana-akım medyada bulunan birçok gazetede aynı haberi farklı cümlelerle, farklı tamlamalarla, farklı bakış açısı ile okuyucuya sunar. Böyle bir durumda hedef kitlesi de değişkenlik gösterebilir.
Türkiye’de 2002 yılında yapılan genel şeçimlere katılan Genç Parti adlı siyasi parti kısa bir zaman dilimi içerisinde kurulup ciddi bir oy oranına ulaşabilmiştir. Bu partinin genel başkanı olan Cem Uzan, aynı zamanda o dönemde medya alanında sahip olduğu gazete ve televizyonun etki gücünü iyi kullanmıştır ve partisinin aldığı oy oranında bu etkinin payı çok büyüktür. Parti propagandasını medyada sahip olduğu organları aracılığıyla geniş kitlelere ulaştırabilmiştir. Bir başka örnek olarak, İtalya başbakanı Silvio Berlusconi için “İtalya Medya İmparatoru” terimi kullanılır. Hem bir medya patronu, hem bir başbakan, hem de ülkesinin en zengin insanıdır. Medya alanında hakim olduğu gücün siyasi alanda geldiği nokta hakkında etkisi büyüktür. Burada göz ardı edilmemesi gerek nokta; medya alanında sahip olunan gücün siyasi emel ve çıkarlar için kullanılıp kullanılmamasıdır. Birçok siyasetçiye göre, eğer siyasi bir emel peşindeyseniz medya alanı sizin için çok cazip bir alandır ve medya ile ilişkileriniz çok önemlidir. Sonuçta bir kurum olarak medya organının belirlemiş olduğu politikalar, ekonomik ilişkiler ve daha birçok etken medya içeriğinin belirlenmesinde etkili olduğu bilinmektedir.
2. Medya ve Kültür
Kültür, bir toplumu diğer toplumlardan ayıran değerler bütünüdür. Bilim ve kültür evrenseldir fakat kültür millidir. Kültürün milli olması içine kapanık, diğer kültürlerden kopuk olduğu anlamına gelmez. Yeryüzünde tüm toplumlar birbirleriyle etkileşim halindedir ve bu etkileşim sonucu aslında tüm kültürler birbirlerinden etkilenir. Ancak, bu etkileşim birbirlerinin kopyası haline getirildiği zaman bu bir zengilik değil, yozlaşmadır. İnsanların kendi kültürlerini hiçe sayıp başka kültürlerden etkilenme durumu kültür yozlaşmasıdır. Tabii bu etkileşimde en önemli araç hiç şüphesiz ki medyadır.
Globalleşmenin etkisiyle daha da “daraltılan” dünyada politik, sosyal ve kültürel ilişkiler günlük yaşamda insanları etkiler. Bu etkileme süreci politik anlamda zayıf ulusal sınırlar doğururken ekonomik anlamda ürünler arası rekabeti artırırıp ürün pazarını küresel hale getirir. Kültürel anlamda yerel kültür ve kimlikler globalleşmeden etkilenir çünkü globalleşmenin en büyük etkisi ulusal sınırları eritmektir.
Dünya aslında bir ürün pazarlama yeridir. Günümüzde batı toplumlarının kültürleri, yaşam tarzları gelişmemiş ve gelişmekte olan ülke kültürleri üzerinde çok etkilidir. Dünyanın en büyük haber ajanslarının ve medya şirketlerinin tümü batı ülkeleri merkezlidir. AP, Reuters, BBC, CNN gibi dünyaca ünlü medya kurumlarını günde milyonlarca insan takip eder. Dolayısıyla bu medya kurumlarının dünya üzerinde geniş halk kitlelerine ulaşmada ve onları etkilemede gücü yadsınamaz boyuttadır. “İleri ve modern” bir toplum olarak hafızalara kazınmak istenen batı toplumları dünya üzerinde sahip olduğu etkili medya gücü ile günümüzde teknolojik bir sömürü gerçekleştirir. Bu sömürü anlayışı pratikte toplumların dili, dini, örf ve adetleri ve kimlikleri üzerinde olup bu toplumları adeta uyutarak batı kültürünü ve yaşam tarzını dayatır. Bu bir süreçtir ve kısa zamanda olup bitmesi elbette beklenemez ancak zamanla meyvelerini veren bu kültür dayatması toplum içinde farklılaşmaya yol açıp uzun vadede sorunlara yol açabilir. Tabii batılı devletler, -özellikle Amerika ve İngiltere- bu uyuşturma sürecinde medyanın yanında “sivil toplum kuruluşları” adı altında destek oldukları çeşitli örgütlerle hedefteki ülkeleri yönlendirmeye çalışırlar. Amaç hedef ülkelere bu kültürü enjekte etmektir ve medya bu amaç için en önemli araçtır. Aslında finanse edildiği ülkelerin devlet politikaları adına çalışan bu örgütler fikirlerini anlaşmalı medya organları ile yerli halka yayarak ilgili bölgede bir kamuoyu oluşturur. Bunun yanında; çeşitli bilimsel ve toplumsal konferanslar düzenleme, etnik grupları kışkırtma, toplumu yanlış veya eksik bilgilendirme, kültürek bütünlüğü yıkıp toplumsal bir kaos ortamı yaratmak amacındadırlar çünkü bu gruplar söz konusu kaos ortamlarından beslenirler. Bu fikirlerini de anlaşmalı medya organları ile insanlara yayıp destek ararlar. Türkiye’de maddi anlamda dışarıdan destek aldığı belgelenen birçok sivil toplum kuruluşunun bulunduğu açıktır.
3. Sonuç ve Değerlendirme
Medya ve siyaset kurumları bağımsız kurumlarmış gibi gözükselerde bir bütün içinde düşünüldüğünde bu kurumların tam anlamıyla birbirinden bağımsız oldukları söylenemez. Dış destekli bir medya kuruluşunun sistemli olarak çalışması sonucu desteklendiği devletlerin çıkarlarına uygun ürün pazarlaması, kamuoyu yaratarak adeta insanları bir fikir enjekte etmesi özellikle ülkelerin dış ilişkilerinde itibar kaybetmesinde veya kazanmasında rol oynayabilir. Kuşkusuz ki, günümüzde topla, tüfekle, süngüyle yapılan “sıcak savaş” dönemi sona ermiş, yerini “soğuk savaş” dönemine bırakmıştır. Medyanın ikincil olarak belirttiğimiz savaşta etkisi büyüktür. Söz konusu kitle iletişim araçlarıyla toplumu uyutup duyarsızlaştırmak, yapay konularla insanları oyalamak ve gerçek ülke gündeminden saptırmak, yanlış bilgilendirme sağlanarak yapılan sistemli karalama kampanyaları ile insanların farkındalık duygusunu yok etmek günümüzde “güdümlü medya”nın uyguladığı politikadır. İnsanların ülkesinde ve dünyada yaşanan olaylara duyarsız kalması, ekonomik, sosyal birçok sıkıntılara rağmen herhangi bir tepki vermemesi günümüzde açıkça ortaya çıkmaktadır. Medyada kullanılan semboller, işaretler, sözcükler, tamlamalar ve hatta renkler birbirinden bağımsız değildirler ve hepsi bilinçli şekilde kullanılır.
O halde yapılması gereken; ülke çıkarlarına koruyan, halkın bilinçlenmesini sağlayan ve uyaran, haberlerinde dengeli bir tutum sergileyen, herhangi bir iç veya dış siyasi parti, sivil toplum kuruluşu veya siyasal örgütlerle temas halinde olmayan, nitelikli bir milli bakışlı basın oluşturmaktır. Bugün, ülkemizin çektiği sıkıntıların temelinde milli bakışlı medya gücünün yok denecek kadar az olması yatmaktadır. İnsanlarımızda okuma bilincini geliştiren, teşvik eden, özgün haberleriyle okuyucusuna iç ve dış gündemle ilgili bilgi sunan, popüler kültürün etkisinden uzak bir medya organına ihtiyaç vardır. Bunun sonucu olarak milli merkezli medya dış ilişkilerde de ülkesine faydası olacaktır. Farkındalık duygusuna sahip olan iletişimci veya gazeteci aynı haberi farklı cümlelerle yazabilir ve bunu yaparken kamuoyu çıkarını gözetebilir. Genç iletişimcilerin mevcut medyada gördüğü haberleri eleştirel bakış açısıyla incelemesi gerekmekte ve aksayan yönleri tespit etmelidir. Aday olduğu gelecekteki mesleği hakkında birikimli olmalı ve mesleğini küçümsememelidir. Unutmamalıdır ki, yapılan her iş ancak ciddiye alındığında başarıya ulaşabilir.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Type Analysis: Text and image



Mehmed II (March 30, 1432- May 3, 1481) is “the conqueror” in Ottoman Turkish or in modern Turkish, Fatih Sultan Mehmet. He was born in Edirne and he was sultan of the Ottoman Empire for a short time from 1444 to September 1446 but later on, from February 1451 to 1481. At the age of 21, he conquered Istanbul and bringing an end to the Byzantine Empire. In this case, was the beginning of new era, it has been end of the middle age. Accordingly, his period referred to as “Rise of the Ottoman Empire.” He was seventh sultan of Ottoman Empire and his reign has been continued 31 years. His grave also is near of the Fatih Mosque in Istanbul. Important point, Fatih has reached significant achievement about military and his achievements are transformed huge empire. In addition, He founded Sahn-ı Seman which is the oldest educational institution in Ottoman history and also world history. It is first Turkish higher education institution in Istanbul. Summary, Fatih showed special interest in science, history and philosophy and he was a reformist sultan of Ottoman Empire.
Gentile Bellini (1429-1507)
Gentile Bellini was an Italian painter and he was born in Venice. Especially, his father Jacopo Bellini was a Venetian pioneer in the use of oil paint as an artistic medium. For this reason, Gentile Bellini was members of famous renowned painters. Venice was, at that time a very important point in which cultures and trade bordered on the eastern Mediterranean Sea. As noted, Gentile was the most prestigious painter in Venice. Much of Gentile Bellini’s surviving work consists of very large paintings for public buildings. His earliest signed work is The Blessed Lorenzo Justinian (1445) one of the oldest surviving oil paintings in Venice. Therefore in 1479, he was chosen by the government of Venice to work for Sultan Mehmed II in Istanbul. His role was not only as a visiting painter in an exotic locale, but also as a cultural ambassador for Venice.
Renaissance was a cultural movement that spanned roughly the 14th to the 17th century, beginning in Florence in the Late Middle Ages and spreading to the rest of Europe. Renaissance period is a time of radical changes in art, science, philosophy, architecture. Gentile Bellini is a painter who lived during the renaissance period. Actually, this portrait has the distinction of being a work of mentioned period. Islamic History, Quran and prophet’s life was not published in any time; any described has been with miniature art however even miniature was not depiction prophet of Islam. In this sense, a picture sultan of Ottoman Empire to be made is very significant issue because this work is first portrait about sultan of Ottoman Empire. One of the reasons renaissances is that the conquest of Istanbul, so some scientist immigrated to Italy and then appeared to support the art and science of a class –the geographical discoveries of the bourgeois class.
Renaissance based on these basic understandings:
• The earth is worth investigating and good.
• Human is strong and great success with these strong.
• Human must be continually active and this is a honorable thing.
• Real is good.
Evaluation of image
When we analyze this portrait, first of all, Gentile Bellini painted as a very realistic because Fatih Sultan Mehmet ill and last time of life at that time. His face is very pale as you see because this portrait has been painted in the last period of Fatih’s life. Another thing that, this portrait has not direct view about an image and a part of his face is seen in this portrait because he sits on the side. Either side of the image, there is written painter’s name and date of creation. ( 25 November 1480, Gentile Bellini ) Although the use of darkness colors, portrait is quite clear and bright and also eye level is one of the important role in the portrait. Furthermore, a portrait made about close-up which means high level viewpoint, it provides more detail perspective. There are some different figures and shape in that portrait. All figures reflects particularly that period’s life style and clothes feature and some researchers agree that, these figures are represent the east culture. This is another perspective. Moreover, Fatih Sultan Mehmet wears as simple clothes in this portrait. There are three crowns left and right side and these ones represent Byzantine, Karamanogulları and Trabzon-Greek Empire which were battered states by Fatih Sultan Mehmet. Although he painted simple clothes, these crowns give power to the portrait. Another thing, his header wrapped which is turban in Turkish kavuk is interesting. Actually, kavuk is very important thing in the Ottoman culture so that, it would have a certain even your occupation, social status and life style. In this sense, we can say that it is traditional behavior. Another important point that, there is a dome in this portrait and it may represents Islamic religious because Islamic rules dominated in Ottoman Empire and state’s religion was Islam. This portrait has a frame in the frame such as dome. Colors are very important role every image and used colors usually are dark colors however, this portrait’s feature is a bright.
As a result, Fatih was an open-minded sultan and he was a reformed sultan of the Ottoman Empire. Throughout his life, he has made several innovations for development. Innovations in education and culture are very significant and also his arrangements through state have been renewed in several areas. His portrait made in 25 November 1480 and it has National Gallery in London.

24 Kasım 2010 Çarşamba

JOUR 481 Başka bir ulaşım mümkün!


Doğu Akdeniz Üniversitesi Teknik İşler Müdürlüğü kampus içi ulaşımın bisikletlerle sağlanması için başlattığı “herkese bisiklet” projesi ile öğrencileri bisiklet kullanmalarına teşvik ediyor. DAÜ, bu projeyi KKTC’de hayata geçiren ilk üniversite olma özelliğini taşıyor.

En sağlıklı ulaşım aracı olan bisikletin, DAÜ Kampusu’nde alternatif ulaşım aracı olması için başlatılan proje hayata geçti. Öğrencileri memnun eden proje hakkında bilgi veren DAÜ Teknik İşler Müdürü Pınar Dağlı, 20 yıldır üniversite bünyesinde görev yaptığını belirterek görev süresi içerisinde farklı birimlerde çalıştığını söyledi. Dağlı, kendi alanında tecrübe sahibi olmasına rağmen bu durumu kabul etmeyip alçakgönüllü bir tavır sergiledi. En son çalışmaları olan “herkese bisiklet” projesini anlatırken heyecanlı tavırlarıyla dikkat çeken Dağlı, bu projeden umutlu olduğunu ve kampus içinde bisikletin alternatif bir ulaşım aracı olacağına inandığını vurguladı.
DAÜ Rektörü Prof. Dr. Abdullah Öztoprak’ın talimatı üzerine proje hakkında çalışma başlattıklarının altını çizen Dağlı, bisikletleri üniversite yönetiminin satın aldığını söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Toplam altı işçi ve 15 gün gibi kısa bir sürede projenin hayata geçirilmesi için özverili bir çalışmada bulunduk. Kampus içine yedi bisiklet istasyonu yaptık. Kullanılan bisikletler bu istasyonlara bırakılacak ve gelen öğrenciler tekrar bu istasyonlardan bisikletleri temin edebilecek. Böylece bir döngü olacak.” Proje kapsamında üniversite yönetiminin ilk etapta 105 bisiklet aldığını belirten Dağlı, projenin yaygın olarak uygulanması durumunda bu sayının artacağını düşündüğünü söyledi. Dağlı, “Alınan bisikletlerin üzerine numaralandırma yapıyoruz. Her bisikletin üzerine soğuk damga vuruluyor ve böylelikle bu damgalar sayesinde bisikletlerin herhangi bir hırsızlık olayına karşı güvenliğini sağlamış oluyoruz. Zaten bu bisikletlerin kampus dışında kullanılmasına izin verilmeyecek” şeklinde konuştu.
Proje hakkında bilgi verirken sık sık bisiklet trafiğinin önemine vurgu yapan Dağlı, üniversite yönetiminin bisiklet trafiği hakkında el kitapçıkları hazırlattığını ve bu kitapçıklar sayesinde kampus içinde araç kullanan şoförlerin bilgilendirileceğini söyledi. Dağlı, “Bilgilendirme kitapçığı sayesinde araçların bisiklet trafiğine saygı göstermesini ve geçiş üstünlüğünün bisiklet kullanan kişide olduğunun bilinmesini sağlayacağız. Ülkemizde bu uygulamayı hayata geçiren ilk üniversite olacağız. Bu sebeple çalışmalarımızda itinalı davranmaya gayret ediyoruz ve umarım örnek teşkil ederiz” diyerek konuya açıklık getirdi.
Kampus içerisinde çok fazla araç olmasının rahatsız edici bir durum olduğunun altını çizen Dağlı, projenin faydalarından bahsederken eline kalemi aldı ve dayanamayıp projenin faydalarını madde madde yazmaya başladı. Projenin ilk olarak ekonomik anlamda üniversite yönetimine katkı sağlayacağını savunan Dağlı, servis araçlarının daha az kullanılacağını ve böylelikle çevreye verilen zararın da azaltılacağını belirtti. Dağlı, “Bu uygulamayı spor anlamında da düşünebiliriz çünkü üniversite kampusu bisiklet kullanımı için çok elverişli. Sonuçta bu bir eğitim süreci ve biz bu bilinci öğrencilerimize aşılamak istiyoruz. ” dedi. Bu projenin üniversitenin tanıtımına da katkı yapacağına inandığını belirten Dağlı, üniversitenin bu gibi az maliyetli ancak işlevi bakımından ilgi çekici projelere ihtiyaç duyduğunu söyleyerek, “Keşke daha önce böyle bir uygulamaya geçilseydi. Bundan sonra projeyi geliştirmek için çalışacağız” dedi.
Röportaj boyunca samimi tavırlar sergileyen Dağlı, günlük hayatta uygulanabilecek farklı fikirlere her zaman açık olduklarını belirterek projenin geliştirilmesi için öğrencilerden gelen fikirlere ihtiyaç duyduklarının altını çizdi. Bu gibi projelerin önemine dikkat çeken Dağlı, sözlerine şöyle devam etti: “Gelişmiş ülkelerde bunun gibi projeler uygulanıyor. Burada amaç bisikleti ortak ulaşım aracı haline getirmek. Sonuçta bisikletin de araç kadar trafikte hakkı hatta önceliğinin olduğu unutulmamalıdır.”
Mertcan TANAYDI

7 Kasım 2010 Pazar


Live from Baghdad
Live from Baghdad is a television movie produced in 2002 by HOBS Films. It was directed by Mick Jackson and written by Robert Wiener (based on the book of the same title by Wiener). The film begins on August 2, 1990 with Iraqi forces and tanks rolling into Kuwait City. In Atlanta CNN picks Robert Wiener and his crew go to Baghdad and cover the invasion.
First of all, the movie focuses on the news media’s (primarily CNN’s) coverage of the war. Fundamentally an action - drama, this movie is concerning with the ethics and implications of 24-hour journalism in the days of war. Basically, the movie shows us more than one news company such as ABC, CBS. If we evaluate that movie Wiener‘s crew and their rivals, we have to mention about relations between each other. Wiener’s crew must be brave and prudent because war situations can be dangerously. The important point is that, Wiener takes the chance of war situations and he is stable for coverage of the war. Actually, there is a competition between news channel and also their crew in the movie. What kind of competition? The aim of the biggest of Wiener is that, an interview with the president of Iraq Saddam Hussein. By the way, Wiener and his crew are very careful act when they cover a new because a staff follows up from the Ministry of Information Iraq. One night, Wiener, Ingrid and their rivals meet at hotel’s pub and other rivals despise their news story so this case shows us, there is a competition between CNN and other news channels during the war. Therefore main purpose of the effectiveness news must be interest things of audiences. On the other hand, Wiener is a good journalist how I know? Because he could stable and he did not give up about an interview with Saddam. In terms of me, Wiener and Minister of Information Naji Al Hadithi become as a friend and this point is very important because establish good relations with minister to provide many advantages to them. In addition, when CNN crew becomes news other colleagues called as a “CNN- The voice of Iraq”. This is the good example of how they relationship between CNN and other rivals throughout in the Baghdad. CNN crews did not cover and ignored some cases to an interview with Saddam and this is another important things. In that movie, getting closer to time of war some channels (ABC, CBS almost BBC, ITN) make a decision to go away from Baghdad. However, Wiener talks with Ed Turner and he decides to stay in Baghdad but he does not pressure other friend about this topic because this is very personal. While the team cracks up American aircrafts attack to Baghdad.
According to me, crew teamwork is very significant thing and CNN crew has very sense line especially between Wiener and Ingrid because they are good friend for a long time and they have been worked together a long time.
If we make critical ethical issues in terms of journalistic approach, the movie can be criticized in many ways. Firstly, Iraqi soldiers are shown many places in the movie however we could not see American soldiers more than once as if; Baghdad has been bombed by someone else because in Kuwait, we can see many bad things such as dead people, some injured people by Iraqi soldier but in Baghdad that condition is changed. After the war, we could not see any dead people or injured people. This is the one-sided perspective and this is not ethical behavior for journalistic approach. Moreover, CNN crew had an interview with someone who is named Bob Vinton, suddenly this interview drew attention and he was a wanted person because he is American citizen. After the interview, he is taken away by Iraqi soldiers and this case is very significant thing because all journalists should be considered people’s life in danger. In the end of movie, Wiener reach own goal so he has been covered news story but that news story was not wanted his goal because he and his crew were not block with their news story.
To sum up, Live From Baghdad movie is very impress for all journalist which is telling a group of CNN reporters wrestle with journalistic ethics and the life and death perils of reporting during the war.

3 Kasım 2010 Çarşamba

TÜRKİYE’DE YAZILI BASINDA KADINLARIN SİYASAL TEMSİLİ: 3 KASIM 2002 VE 22 TEMMUZ 2007 GENEL SEÇİMLERİ
Anahtar kelimeler: Kadın, medya ve politika JOUR 351
Kamusal alan/özel alan ayrımı temelinde meşrulaştırılan bir ataerkil söylem, kadınları özel alanın aktörü olarak belirtirken, erkekleri ise kamusal alanın aktörü olarak göstermiştir. Ataerkil söylem ne demektir? Ataerkil bir söylemi en basite indirgeyerek şöyle açıklayabiliriz: Söylemde erkek egemenliği. Söylemde erkek egemenliğinin çeşitli gerekçelerle makbul gibi sunulması demokratik bir sistemde kadınların yurttaşlığı veya topluma katılımı açısından ne gibi sıkıntılar doğuruyor? Bu anlamda kadının medyada siyasal açıdan temsili nasıl sağlanıyor? Kadınların ataerkil ideoloji çerçevesinde temsil edilmesinde ve kadınların siyasette ön planda olamamasında hiç kuşkusuz sadece medya sorumlu değildir ancak önemli bir etkisi olduğu gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu bağlamda, seçtiğim makale yazılı basında kadınların siyasal temsilinin nasıl yapıldığına yönelik bir çalışma olma özelliği taşımaktadır.
Medyanın toplumsal hayat, siyaset, kültür üzerindeki etkisi farklı ideolojik görüşler tarafından kabul gören bir olgudur. Dolayısıyla medyanın bu etki gücü, toplumsal yaşamımıza ilişkin her türlü algımızı etkilemeye muktedir görünmektedir. Bu nedenle medyada temsil edilme/edilmeme, eksik ya a yanlış temsil edilme birtakım toplumsal gruplar için olan algımızı etkilemekte, zamanla bu algı sıradanlaşıp toplumsal bir gerçeğe dönüşmektedir. Böylece kadınların sosyal ve siyasal hayattaki ihmal edilişleri, medyada da kendini göstermektedir.
Siyasal Yaşamda Kadın
Türkiye kadın parlementer oranı bakımından dünya sıralamasının oldukça gerilerde görünmektedir. Kadınların siyasal haklarını bundan yetmişbeş yıl önce elde etmiş olmalarına rağmen bugün hala kadınların siyasetteki eksik temsilinden söz ediyor olmamız sorunun sadece yasal düzünlemelerle ilgili olmadığını göstermektedir çünkü sadece kanun çıkarmak bu sorunu çözememektedir. Toplumsal yapının erkek egemenliğinde bulunması ve kadının geleneksel rolleri bu sorunu körüklemektedir. Bu sebeple kadın hakları sorununa sadece yasal düzenlemelerden ibaret olmadığı aynı zamanda kültürel mekanizmalarla işletilen bir olgu olduğu gerçeğiyle yaklaşmalıyız. Eğer olaya bu yönden bakarsak kadın hakları sorununu çözmek için samimi davranmış oluruz. Aksi halde çözüm adına yapılan şeylerin işlevselliğinin bir anlamı kalmaz.
Kadınların siyasal yaşamda eksik ya da yanlış temsil edilme durumu, özünde eşitlikten uzaklaşmış bir demokrasi ve yurttaşlık sorununa işaret etmektedir. Aslında kadın ve erkeğin eşit olarak politikaya katılamamalarında altında birçok sebep saymak mümkündür. Üstelik bu sebepler sadece gelişmemiş ülkeler için de değil, bugün dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde kadınlar bu engellerle karşılaşmaktadır. Bunlar; gündelik hayata ilişkin sorumluluklar, ail eve kariyere ayrılan zaman, parasal sorunlar, kadının ve erkeğin kamu ve aile hayatındaki görevlerini belirleyen geleneksel önyargılardır.
Türkiye açısından bu duruma bakıldığında % 9.10’luk kadın milletvekili oranıyla dünyada gelişmiş veya gelişmemiş pek çok ülkenin altında bulunmaktadır. Türkiye bu sıralamada 188 ülke içerisinde 145. sırada yer almaktadır. İlginç olan şu ki, 2007 seçimleri hariç tutulursa Türkiye’de kadınların parlamentoda en yüksek oranla temsil edildiği dönemin kadınların ilk kez seçimlere katılmış olduğu 1935 seçimlerinde olmasıdır. Kadınların siyasette geri planda kalmasında ideolojik ve kültürel öğelerin yanında başka yapısal unsurlar da etkilidir. Bunlar; siyasi partilerin kadınları seçilemeyecekleri yerlerden simgesel olarak aday göstermeleri, parti bünyesinde bulunan kadınlardan ziyade toplumda ön plana çıkmış kadınları kadrolarına almaları, eğitimdeki cinsiyet ayrımcılığına dayalı unsurlar gibi pek çok etkiler kadınların politikaya girmelerinin önünü kapamakta ve yeni nesilleri de ataerkil ideolojiyi desteklemesine neden olmaktadır.
Medyada Kadın Temsili
Kadınların medyada ya iyi eş/iyi anne gibi geleneksel rollerde, ya cinsel bir nesne olarak, ya dayak yiyen, altılan, tecavüze uğrayan mağdur kadınlar olarak temsil edilmesi bu sorunun önemini göstermektedir. Aynı zamanda medyada nasıl ideal kadın tipinin tarifi yapılır ve kadınlardan bu kalıba uymaları beklenir. Medyanın kadını olumsuzlayan bakış açısı daha çok kadının medyada çalışmasıyla yok olacağı düşünülmüştür ancak bu beklenti kısa sürmüştür çünkü kadın olmanın, farkında olmanın yeterli koşulu olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu çok önemli bir olgudur. Araştırmada kadın haklarına, kadın milletvekillerine ve adaylara,kadının siyasal alanda yer almasıyla ilgili haberleri, konu hakkında uzman görüşleri ve köşe yazılarını incelenmiştir. Gazetelerin kadın ve medya konusuna ilişkin haberleri nasıl sunduğu genel olarak değerlendirildiğinde, bu haberlerin kadın bağlamı çerçevesinde değil, sahip oldukları ideolojik tutumlar çerçevesinde ele aldıkları saptanmıştır. Yani aslında her gazetenin kendi ideolojisi çerçevesinde haberleri sunduğu görülmüştür. Bu durum, kadın siyasetçilerin haberlerde ideolojik tutumlar için araçsallaştırıldıklarını göstermektedir. Sonuçta gazetelerin herhangi bir konuda haber yaparken seçtikleri kelimeler bu gazetelerin ideolojik tutumları konusunda ip uçları vermektedir çünkü gazeteler aynı haberi farklı bakış açılarıyla verir.
Araştırma Yöntemi
Kadın ve siyaset ilişkisinin medyada nasıl temsil edildiği örneklem olarak seçilen gazetelerde Van Dijk’ın söylem analizi yöntemi ile incelenmiştir. Bu yöntem ise iki temel çözümleme üzerine kurulmuştur: Makro ve mikro yapı. Makro yapıda daha çok haberin başlığı, haberin girişi ve spot bölümünden oluşan bir incelemedir. Mikro ise daha derine indirgeyerek sözcük seçimleri ve söz dizisinden oluşmaktadır. Ayrıca araştırmada konu hakkında çalışma yapmış kişilerden alıntılar yapılmış, bu görüşlerle karşılaştırmalar yapılarak konu analiz edilmiş ve çeşitli sayısal verilerle araştırma desteklenmiştir. Araştırmada örneklem olarak kullanılan gazeteler ise temelde üç farklı görüşü temsil ettiği düşünülen Cumhuriyet, Hürriyet ve Zaman gazeteleridir. Taramalar her iki genel seçimlerden bir ay önce başlamış, bir hafta sonrasına kadar ki süreç incelenmiştir. Her bir gazetenin 72, toplamda ise 216 gazete sayısı incelenmiştir. Olaylar gaeteler tarafından her biri farklı olarak değerlendirimiş, kimisinde olan haberler bir diğerinde hiç yer ayrılmadığı görülmüştür. Farklı kelimeler seçilerek haberin veriliş biçimi açısından farklılıklar göze çarpmaktadır. Bu durum gazetelerin yaptıkları haberlerde siyasi konumlarından etkilendikleri göstermektedir. Bu çalışmada, kadının toplumsal statüsünün yükseltilmesinde medyanın önemli bir araç olduğu varsayımından hareketle yazılı basın taraması yapılmıştır. Kadın-siyaset ilişkisinin yazılı basında nasıl temsil edildiği, medyanın toplumsal algıları dönüştürmedeki gücü nedeniyle önem taşımaktadır. Kadınların siyasal alanda erkeklerle eşit temsil edilmesi gerçek anlamda demokrasinin işlemesine, kadınların yurttaşlık hakklarını kullanmalarına olanak vermesi açısından önemlidir.


Sonuç ve Öneriler
Araşırmanın ilk sonucu olarak; her iki genel seçim döneminde de gazetelerin kadın-siyaset ilişkisine dair haberlerinde, ana öznenin kadın olmadığı görülmüştür. Yani gazeteler, kadınların siyasal temsili hakkında haber yapmış gibi görünmekte fakat haberin başlığı ve içeriği incelendiğinde başörtüsü, türban, parti, ideoloji, güzellik, anne/eş olma durumu gibi başka temaları ön plana çıkarmaktadır. Kadın, seçim temasının ön plana çıkartılması için araç görevi üstlenmiş, temelde kadın ve temsili işlenmemiştir. Gazetelerin ideolojik tutumlar çerçevesinde ortaya çıkan kadın siyasetçi kimliklerinin farklılaştığı görülmüştür. Bu durum, siyasette çoğu zaman simgesel olarak yer alan kadınların, politik olarak temsil edilmediğini göstermektedir. Bir diğer sonuç ise, gazetelerin ideolojisine parallel düşünen kadınların haberlerine yer verdiklerinin görülmesidir.
Siyasi partiler içinde yetişen kadınların, parlamentoya gönderilmesi bir kazanım olacaktır. Oysa bu durum göz ardı edilerek toplumda ön planda olan kadınlar aday gösterilmektedir. Bunun yanında, ilköğretim, lise, ve yüksek öğretimde cinsiyet eşitliğini sağlayıcı dersler koyma, ders kitaplarındaki cinsiyet ayrcımcılığına dayanan öğeleri çıkarma, kız çocuklarının eğitimine önem verme, kültürel unsurları değiştirecek çözüm önerileri olarak düşünmek mümkündür.

DENİZ, Şadiye. (2010), “Türkiye’de Yazılı Basında Kadınların Siyasal Temsili: 3 Kasım 2002 ve 22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri”, Yaşar Üniversitesi Dergisi, s. 3199-3220

26 Ekim 2010 Salı

Trans-National Companies

What is TNC?
First of all, we have to explain TNC definition and what is it? Foreign Direct Investment (FDI) represent an enormous supply of financial resources, technology and jobs. This is a great potential benefit to emerging economies. FDI comes from private sector, from large companies willing to invest anywhere. As we mentioned, these companies called “trans-national companies (TNCs)”
List the main TNC
1. Microsoft (US)
2. General Electrics (US)
3. Royal Dutch Shell (UK, Netherlands)
4. BP (UK)
5. Vodophone (UK)
6. Toyota Motor (Japan)
7. Total
8. Electicate De France
9. Ford Motor Company
10. Motorola

Siemens AG
Beginning and initial expansion: The craftsman’s work shop founded in Berlin as “Telegraphen-Bauanstalt von Siemens & Halske” develops into an internationally active corporation. Siemens AG has a long time history which is time over 160 years and they were able to a global firm in the world. They say own success story to us just like “From a small back building workshop in Berlin to a global firm”
Find out everything whatever you want to know from Siemens official web site if you look at this web site you could learn have many people working at Siemens. Referring to the web site, Siemens have 405.000 employees around the globe. Numbers of employees are very high amount for a company.
Product groups of Siemens are working in many areas such as automation, building technologies, communication networks, consumer products, drive technology, energy, financial solutions, healthcare, IT solutions and services, lighting (OSRAM), mobility and at the same time, Siemens Company is working industry sector, energy sector and healthcare sector.
Siemens has been synonymous with international focus. Therefore, they have effective many regions. Suffice it to say; today Siemens is a global powerhouse with activities in nearly 190 regions. Afghanistan, Argentina, Colombia, China, Chile, Cyprus, Ecuador, India, Turkey. These are the some countries which is Siemens worldwide department.
Innovations of Siemens AG
Siemens AG Company defines own work shop just like that “innovation is our lifeblood” so in this sense, Siemens company show us, innovation is very significant thing for their corporation. Their number of researchers and developers are reaching 30,800 workers at various locations in 30 countries throughout the world. Their innovations that help them to secure and expand own market leadership position. In recent years, Siemens awarded two innovation prizes for climate and environment. This is the attractive work for own promotions or presentations to costumers because through these workshops they are achieving interesting locations on media or press around the world. Also this workshop may achieve credibility for Siemens on public or citizens and they present own success like this “more than 55.000 patents secure our business success” This is one of the major example campaign to “positive campaign views”
Management and corporate structure consist of knowledgeable person who study doctorate in university around the Europe. Their visions for the future like that; “A pioneer of our time – yesterday, today and tomorrow” A pioneer has been exceeding 160 years so in this study they have huge experience.
Siemens is explaining own values and visions plan as follows, responsible, excellent and innovative. If you would be successful corporation, your strategy must be clear and understandable.
Rating and dept is the most significant issues for global corporations so every year all corporations explain rating and dept schedule. The following schedule illustrate the development of Siemens’ current ratings.
Current Ratings
Rating Agency Long Term Short Term Outlook last update
Moody's Investors Service A1 P-1 stable Nov 2007
Standard & Poor's A+ A-1 stable Jun 2009

To sum up, Siemens AG is the good example of Transnational Companies because transnational means that a global corporation and you can see like this company in a lot of countries.

REFERENCE: www.siemens.com

created by mertcan

18 Temmuz 2010 Pazar

Okyanus Gazetesi / KKTC Manşet Haber


Mertcan TANAYDI
Bir elma da DAÜ’ye düştü
Doğu Akdeniz Üniversitesi Bilgisayar ve Teknoloji Yüksek Okulu’nda öğrenim gören Can Abacıgil, dünyaca ünlü Apple şirketinin ürettiği “iphone” adlı cep telefonuna “Easy Turkish” (Kolay Türkçe) adlı bir Türkçe sözlük programı yazdı. Program, 11 bölüm, 549 kelimeden oluşup girilen kelimeleri de seslendirerek kolay telaffuz edilmesine yardım ediyor.
DAÜ Bilgisayar ve Teknoloji Yüksek Okulu, Bilgi Teknolojileri Bölümü son sınıf öğrencisi olan Can Abacıgil 24 yaşında. Dört yıldır DAÜ’de öğrenim gören Abacıgil, üç yıl önce bir arkadaşı ile kurdukları Abacıgil Bilişim Hizmetleri’nin sadece Microsoft ürünlerini geliştiren bir firma olduğunu söyledi. Ancak Apple şirketinin ürünü olan iphone adlı cep telefonunun satış rakamlarının yükseldiğini gördüklerinde bu ürünü incelemek istediklerini belirten Abacıgil, aslında her şeyin bu fikir sonucu başladığının altını çizdi. Programı iki haftada yazdığını vurgulayan Abacıgil, Apple şirketi ile yazışmaların, şirketin program kabul etmesinin üç hafta sürdüğünü söyledi. Programda olan kelime kategorileri şöyle: İletişim, acil durumlar, sınırlar ve gümrük, gezme-dolaşma, yemek, alışveriş, otel, para, takvim, zaman, sayılar.
En çok satılan iphone uygulaması
Programın amacını “Ülkemize gelen yabancı turisterin kolayca iletişim kurmalarına yardımcı olmak” olarak belirten Abacıgil, sözlerine şöyle devam etti. “Programı apple uygulama sitesine koyduktan sadece iki gün sonra, programımız en çok satılan ve indirilen iphone uygulaması oldu. Satışları takip etmek için şirket bize bir sistem sundu. Bu sistem sayesinde nerden, ne zaman ve kaç kişinin programı satın aldığını takip edebiliyoruz” dedi.
Program fiyatı 1.99 dolar
Bu programın iphone üzerinde yaptıkları ilk çalışma olmasına rağmen her gün yaklaşık 10 dolarlık satış yaptıklarını bildiren Abacıgil, “Programın fiyatı 1.99 dolar. Bu ücreti kullanıcı sadece bir defa ödüyor ve güncellemeler de ücretsiz yapılıyor. Programımızı, apple uygulama sayfasından ve şirket sayfamızdan indirebilirler” şeklinde konuştu. Şu anda programın üçüncü sürümünü çıkardıklarını belirten Abacıgil, program üzerinde teknik hataların bu sürümde düzeltildini vurguladı.
Apple şirketinin programlarını onaylama sürecinin çok da kolay olmadığını savunan Abacıgil, bu işlemin detaylı olduğunu açıkladı. Bireysel olarak da başvuru yapılabileceğini söyleyen Abacıgil, “Ancak kurumsal olarak yapılan başvurular daha güvenilir bir kaynak çünkü sonuçta şirketler vergi mükellefi” dedi.
Bu uygulama hakkında şirket olarak seminer vermek istediklerini açıklayan Abacıgil, “Bize destek olma sözü veren değerli öğretim üyelerimiz bu yardımı yapmadılar. 5 Mayıs tarihinde bir seminer planladık. Bu seminer için hazırlandık fakat seminer salonuna gittiğimizde bize destek sözü veren hocalarımız gelmediler. İptal etmek zorunda kaldık” dedi. Bu duruma üzüldüklerini söyleyen Abacıgil, vermeyi planladıkları semineri para kazanmak için değil, sadece yazdıkları programı paylaşmak ve bu uygulamanın çok da zor olmadığını göstermek olduğunu söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Bize destek olunmadı. Olsun diyoruz ancak bilişim üzerine çalışan arkadaşlarıma tavsiyem hiçbir zaman vazgeçmesinler çünkü ülkemizin bilişim ile gelişeceğine inanıyorum.”

Okyanus Gazetesi / KKTC

Okyanus Gazetecilik ve Matbaa A.Ş Adına İmtiyaz Sahibi
GÜLŞEN KÖRHALİLLER
Genel Yayın Yönetmeni
Mertcan TANAYDI
Yönetim Yeri
Gazimağusa / KKTC
Doğu Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Haziran 2010
Bu gazetede mezuniyet projesi kapsamında tarafımdan yapılmıştır.

6 Haziran 2010 Pazar



Newspaper Design Front Page



VACD 121 Basic Design Typography Proje Teşekkürler Zekai Başçıl

Mertcan TANAYDI 061426 JOUR 384 ONLİNE JOURNALİSM
RADİKAL GAZETESİNİN WEB TASARIM İNCELEMESİ (www.radikal.com.tr)
Biçimler, şekiller görsel mesajda önemli bir etkendir. Öyle ki karmaşık biçimler göze daha ilgi çekici gelir. Radikal gazetesinin internet sayfasını incelediğimizde basit ve kolay algılanabilen şekiller kullanılmış. Tasarımda kareden oluşan şekiller tercih edilmiş. Günün önemli haberlerini içeren kutu şeklinde bir bölüm oluşturulmuş ve bu bölüm 12 haberden oluşan manşet haberlerini içeriyor. Bu hablerlerde büyük boy resimler kullanılarak büyük şekiller oluşturulmuş. Sayfanın geneline baktığımızda yatay şekiller hakim ancak dikey biçimli haberler de kullanılmış. Sayfanın en altında gazetenin eklerinin tanıtıldığı bölümde ise şekliller ve resimler büyük boyda kullanılır. Kullanılan çizgilerle belli bir hat oluşturulup haberler birbirlerinden ayrılmış. Aynı zamanda tasarımda bu çizgiler bir sıra oluşturarak anlaşılabilir bir tasarıma yardımcı olunmuş. Metin yazıları genellikle dikey olarak verilir. Bu anlamda dikey metinler daha ilgi çekicidir. Tasarımı renk anlamında incelediğimizde ise genelde açık mavi rengin kullanıldığını görüyoruz ancak yaşam ve ekonomi bölümü haberlerinin başlık renginin kırmızı renk kullanılarak haberlerin ilgi çekmesi amaçlanmış. Ayrıca, gazetenin eklerinin tanıtıldığı en alt bölümde “Radikal İki” kırmızı renkte, “Radikal Kitap” mor renkte, “Radikal Sinema” bölümü ise turuncu renkte verilmiş. Bu renkler uç renklerdir (warm color) ve dikkat çekici özelliğe sahiptir. “Radikal Cumartesi” eki ise yeşil renkte verilmiştir. Genel anlamda sayfaya mavi ve beyaz rengi hakimdir. Aslında mavi rengi koyu bir renktir ancak burada kullanılan mavi renk tonu ise açıktır. (cool color)
Denge ve organizasyon
Genellikle manşet haberlerinde büyük resimler ve biçimler kullanılır. Sürmanşet olarak verilen ikincil haberlerin ise sayfanın en üstünde verilerek bu haberlerin resimleri haber başlıklarından daha ufak olması dikkat çekici. Sayfanın genel haberlerinde ise resim boyutu büyük, o haberin başlığı ise resimden küçük olarak organize edildiğini görüyoruz. Her bir görsel imge veya yazı, renk, bir diğerine göre sıralı veya bir kurala göre ayrıldığını görüyoruz. İyi bir tasarımda bu düzenleme çok önemlidir. Manşet haberleri bir sırada, sürmanşet haberi bir düzende, diğer güncel haberleri de kendi içlerinde bir düzende verilerek ayrılıyor. Ayrıca, “en çok okunan” ve “en çok yorumlanan” haberlerde ayrı bir bölümde veriliyor. İlgili haberler kendi bölümlerinde
de birbirleriyle sıralı olarak verilmiş. Görsel ağırlık; sayfa ortası köşelerden daha dikkat çekici geliyor. Bu sebeple manşet bölümü köşelere koyulmamış. Bu manşet haberlerinde büyük resim ve şekiller kullanılarak okuyucunun ilgisi çekilmek istenmiş. Diğer haberlerde de kısa verilen yüksek yazılı haber dikkat çekici. Tasarımda kalabalıkdan ziyade tek objeler kullanılmış. Haber başlıkları ilk sayfa olduğu için ilgi çekici ve farklı kelimelerden oluşmuş. Renk kullanımı ise gazetenin genel rengi açık mavi rengi kullanılmış. Daha anlaşılabilir ve açık olmak için dengeli bir tasarım yapılmış. Sayfa tasarımında herhangi bir karışıklık yok. Kullanılan şekiller okuyucunun dikkatini çekmeyi amaçlıyor. Dolayısıyla radikal gazetesinin internet sayfası için dengeli ve birbirinden ayrılarak organize edilen haberlerin bulunduğunu söyleyebiliriz.
Genellikle tasarımda açık mavi renk tonu kullanılarak bir uyum yakalanmaya çalışılmış. Bazı haberlerde verilen biçim ve resim büyüklüğü ise zıtlık oluşturarak görsel ilgiyi artırmak istenmiş. Manşet haberlerde büyük resim ve basit, kolay anlaşılabilen biçimler kullanılırken diğer güncel haberlerde daha küçük resimler ve yine basit biçimler kullanılmış. Sayfanın yukarısında yatay yazılar, aşağıda ise dikey yazılar kullanılmış. Manşet bölümünde verilen haberlerin yazı tipi ile diğer bölümde verilen haberlerin yazı tipleri farklı. Manşette Georgia (Serif) yazı karakteri, diğer haberlerde ise Georgia başlıklı, haberde kullanılan yazı karakteri ise Arial(Sans Serif) karakteri. Renk kullanımı, sakin renklerden olan mavi, beyaz, yeşil. Yer yer sıcak renk olan kırmızı rengi de kullanılmış ancak hakim renk değil. Kapalı renk tonu yerine açık renk tonu göze çarpıyor. Manşet bölümü, büyük imgeler, ufak ve yüksek haber yazısı, yalnız imgelerin oluşu, ilgi çekici başlıklar tasarımın kuvvetli görsel alanları. Yazı tipinde farklılık, (serif & sans serif) basit şekiller, açık renkler ise tasarımın hafif yönleridir. Haber yazıları için okunaklı diyebiliriz ancak haber başlıklarında Serif, haberde ise kullanılan yazı karakterinin Sans Serif olması bu söylemi etkisiz kılıyor. Özellikle haberde kullanılan yazı karakteri Serif olsaydı yazıya daha okunulabilir bir özellik katabilirdi.



Logo ve kullanılan renk tonu
Radikal gazetesinin logosu beyaz güvercin. Beyaz renk; sevgiyi, umudu, saflığı, masumiyeti temsil eder. Beyaz güvercin ise barışı temsil eder. Bu anlamda gazetenin logosu son derece etkili, okuyucunun aklında kalıcı. Zaten logoların kullanılma amaçlarından biri de etkileyici olup okuyucunun aklında kalması. Bu yönüyle radikal gazetesinin beyaz güvercin logosu etkili bir logo diyebiliriz. Gazetenin sembol ve isminde kullanılan renkler ise logosu ile de örüşen renkler olan beyaz ve mavi renkleri. Gazetenin ismi olan “Radikal” kelimesi mavi olup tonu tasarımın geneline hakim olan diğer mavi renk tonundan daha kapalıdır. Mavi rengin üstüne beyaz renkle yazılan gazete ismi “Radikal” etkileyici bir görünüme sahiptir çünkü bu iki renk rahatlık ve serinlik hissi uyandıran renklerdir.
Kullanılan resimler verilen haberlerle ilgili en ilgi çekici karelerdir. Dolayısıyla okyucunun dikkatini çekip okuyucuda merak uyandırıyor. Özellikle manşet haberlerde kullanılan resimler verilen başlıktan daha etkili ancak diğer gazetelerin internet sayfalarından ayrı bir özelliği yok.
Neden tasarım kuralları yapıldı?
İyi bir tasarım uygun görsel iletişim ilkeleri ile oluşur. Günümüzde de tasarım ilkeleri iletişim için vazgeçilmez olmuştur. Daha iyi, sağlıklı, anlaşılır bir iletişim iyi bir tasarım ürünü olmuş olabilir. Artık gazetelerin internet sayfaları daha önemli bir konuma gelmiştir. İnsanlarda anlık haber alma isteği doğmuş, gazetelerde bu isteğe karşılık vermek için kendileri ile yarışmakta, haberlerini sürekli güncellemek zorunda kalmıştır. İnternet gazeteciliğinin bu gelişimi tasarımı da geliştirdi. Bu tasarımında belli ilkeleri, kuralları olacaktır çünkü tasarım göze hitap ettiği için etkili olmalıdır. Eğer tasarım bir kural çerçevesinde yapılmazsa, göze hoş gelmeyip amacına uygun olayabilir. Renk kullanımı, yazı karakterleri, kullanılan biçim ve şekiller, bu şekillerin sıralı ya da karmaşık olması tasarım için önemlidir. İyi bir tasarım bu kurallar önemlidir. İyi bir tasarımla verilmek istenen mesaj daha açık ve etkili olabilir. Tasarım bir mesajı açık ya da dolaylı olarak verebilir. Dolaylı olarak, hedef kitleler için bir ürün hissi uyandırabilir. Verilen reklam ile dinleyiciler için ürün isteği veya ürünün hatırlatılıp ilgi uyandırması amaçlanabilir. Bunların tümü bir bütün içinde tasarım kurallarıyla birlikte düşünülmelidir.

3 Haziran 2010 Perşembe

DAÜ KAMPÜSÜ BAHAR DÖNEMİNE HAZIRLANIYOR
Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Teknik İşler Müdürlüğü 68 personeliyle bahar dönemi çalışmalarına aralıksız devam ediyor.
Doğu Akdeniz Üniversitesi Teknik İşler Müdürlüğü kampüste bulunan tüm binaların, yolların altyapı onarımı ve bakımı görevini üstleniyor. Kampüste bulunan binaların da ısıtma ve soğutma sistemlerinin bakım ve onarımını üstlenen Daü Teknik İşler Müdürlüğü, üniversitede meydana gelen tüm hasarı gidermekle görevli. Bütçe çerçevesinde kampüsü göze hoş gelen bir yapıda tutmayı amaçlayan DAÜ Teknik İşler Müdürlüğü idari açıdan teknik işlerden sorumlu rektör yardımcısına bağlı.
Özellikle bu akademik dönem içerisinde ek mesai ücretlerinin kaldırılması ve birçok personelin işine son verilmesine rağmen DAÜ Teknik İşler Müdürlüğü’nde özverili bir çalışma yürütülüyor. İşlerin aksayıp öğrencilerin madur olması ise Daü Teknik İşler Müdürlüğü’nün en büyük kaygısı. Bu konuda çok dikkatli çalışan tüm personelin iş önceliği ise öğrenciler tarafından sık kullanılan alanlar.
DAÜ Teknik İşler Müdürü Pınar Dağlı, üniversitede her türlü hasarın bakım ve onarım görevini üstlendiklerini belirterek kampüste yaşanan hareketliliğin idari yönetimden kaynaklandığının altını çizdi. Mevcut idarenin imkanlar doğrultusunda kendilerine daha rahat çalışma imkanı sağladığını belirten Dağlı, tüm personelin uyum içinde çalıştığını ifade ederek konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şu anda mevcut personelimiz hem mesleki bilgi hem de iş sorumluluğu açısından en iyileridir. Öğrenciyi memnun etmek için çalışıyoruz çünkü öğrenciler varsa biz varız. Tüm personelimiz bunun bilincinde çalışıyor. Bunun dışında bir kaygımız yok.”
Daü Teknik İşler Müdürlüğü tarafından yapılan işin önemine değinen Dağlı, tüm personeli perde gerisinde çalışan görünmez kahramanlara benzeterek şunları ifade etti: “Bunu ne övmek ne de küçümsemek için söylüyorum ama ciddi anlamda büyük iş yapıyoruz. Personelimiz bu kurumu severek sahip çıkıyor. Yaptığımız çalışmalar sonucunda kampüste bir hareketliliğin olduğu açık. Bu durum bizi mutlu ediyor.”
Yakın zamanda yapılan işler hakkında da bilgiler veren Dağlı, Daü Teknik İşler Müdürlüğü’nün donanım açısından geldiği noktayı şu ifadelerle özetledi: “Son bir yıldır tüm kampüste binaların dış cephesini biz boyuyoruz.. Geçen dönemlerde bu işler sponsor bulunarak hem daha uzun zamanda hem de daha pahalı yapılıyordu. Bundan sonra bu görevi de üstlendik.” Öğrencilerin huzuru ve mutluluğu için birçok işin yapıldığını belirten Dağlı, sözlerine şöyle devam etti: “Bahar dönemi mezuniyet töreni Daü Stadyumu’nda yapılacağı için burayı bakıma alacağız. En kısa zamanda bu işi de bitirip öğrenci velilerinde de iyi bir intiba bırakmak istiyoruz.”

2 Haziran 2010 Çarşamba

mezuniyet projesi köşe yazısı


BAŞLARKEN…

Yaklaşık dört ay süren yorucu ancak bir o kadar da keyifli geçen çalışmalarımızın ardından gazetemizi çıkarmış bulunuyoruz. Dört yıl boyunca aldığımız eğitim sonunda gazetecilik mesleği hakkında edindiğimiz bilgileri uygulamak elbette ki asıl amacımız. Ancak, şunu kesinlikle söyleyebilirim ki; yaptığımız çalışmalar sonucunda ortaya çıkan gazetemizin son şeklini görüp tebessüm etmemek bizim için mümkün değil. Bu duyguyu yaşamak gerçekten çok hoş.

İnsanlar tabiatı gereği takdir ve teşvik beklerler. Emeklerinin karşılığının boşa gitmediğini görmek kişilerin şevkini artırır, işe daha ciddi sarılmalarını sağlar. Biz şu aşamada takdir beklemiyoruz çünkü bu çalışmamızın eksikleri olduğunu biliyoruz. Her geçen gün bu çalışmamızın üstüne koyarak kendimizi geliştireceğiz ama bu çalışmamızı da unutmamız mümkün olmayacaktır çünkü bu ilk çalışmamız ve ilkler unutulmaz. Emeklerimizin karşılığını almak bize ilerleyen günlerde teşvik unusur olacaktır. Açıkçası heyecanlıyız. Karamsar değil ümitliyiz. Bu açıklama şu anda içinde bulunduğumuz ruh halini özetlemek için yeterli sanırım.

NEDEN OKYANUS?

Üniversite öğrencilerine yönelik çıkan gazetemizin ismini okyanus koyduk. Bu ismi koyarken okyanus kelimesinin sözlükteki anlamı da önemliydi. Okyanus kelimesinin sözlükte anlamı şu şekildedir: Kıtaları birbirinden ayıran engin, açık deniz, ana deniz. Açıkçası henüz bir okyanus görmüş değilim ama bu yaşıma kadar deniz ile içiçe yaşadım. Bu sebeple denizi çok severim. En büyük hayalim de bir deniz kasabasında yaşamaktır çünkü denizin insana huzur verdiğini, insanı sakinleştirdiğini düşünüyorum. Okyanus büyük denizlere deniyor. Açık deniz, engin deniz… Bu anlamda okyanus özgürlük duygusunu da aşılıyor. Bu duygudan yola çıkarak gazetemizin ismini belirledik çünkü gazetecinin de açık bir tavır sergilemesi gerektiğini düşünüyorum. Haberlerimizde de açık bir tavır sergiledik. Bu sebeple gazetemizin amacına uygun bir isim bulduğumuzu söyleyebilirim.

Okyanus bir öğrenci gazetesidir. Üniversite ile ilgili haberleri öğrenci arkadaşlarımıza aktarmak, onların bu olaylar üzerinde bilgi sahibi olmalarını istedik. Gazetemiz Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğü’nün bir yayın organı değildir. Üniversite yönetimini eleştiren, öğrencilerin sıkıntılarını dile getiren haberimiz de var. Örneğin, Fen-Edebiyat Fakültesi öğrencilerinin “formasyon” denilen öğretmen olmalarını sağlayan belgeleri üniversite yönetimi tarafından hala çözülemedi. Hala diyorum çünkü bu sorun bir buçuk yıldır devam ediyor. Bu sıkıntının en yakın zamanda çözülmesi en büyük dileğimiz.

Eleştirmek kadar takdir etmek de çok önemlidir. Doğu Akdeniz Üniversitesi öğrencilerinin sıkıntılarını aktarmak kadar onların başarılarını da aktarmak da çok önemlidir. Manşet haberimizi bu fikirle belirledik. Manşet haberimiz, DAÜ’de öğrenim gören bir öğrencinin başarı hikayesidir. Bu olaydan üniversitenin yayın organı olan “üniversitem” gazetesinin bile haberi yoktu. Oysa bu hikaye küçümsenmemeli, atlanılmamalıydı. Bu haber hikayesini manşetten öğrenci arkadaşlarımıza duyuruyoruz. Bu başarı hikayesinin bize göre üzücü olan bir yönü var. Bu başarının kahramanı olan arkadaşımız kendilerine destek sözü veren hocalarının bu konu hakkında duyarsız kaldıklarını iddia etti. Haberimizde, ufak gibi görülen bu ayrıntıyı da atlayamazdık.

Üniversiteden mezun olmak için gün saydığımız bugünlerde iş hayatının karmaşası, stresi, boğuculuğu bizi bekliyor. Açıkçası üniversitede geçirdiğimiz zamanı arayacağımızı düşünüyorum. Bundan sonra derslerden geçme telaşı yerini para kazanma ve hayatını sürdürme telaşına bırakacak. Bütün olumsuzluklara rağmen mesleğimizi yapmak belkide tüm sıkıntıları unutmamıza yardım edecek. Bu vesile ile mezun olan tüm arkadaşlarıma gelecek yaşamlarında sağlık, huzur ve başarı diliyorum.